Her geçen gün onu bu balçık yolda biraz daha ileri, biraz daha derinlere götürüyordu. Arkasına bıraktığı sahilin gitgide erişilemez olduğunu fark ediyor, artık oradan kendisine elini uzatacak birinin bile onu kurtaramayacağını sanıyordu.
Bir müddet daha düşününce dünyada da hiçbir yere bağlı olmadığını hissetti ve içten içe bu kadar yabancı olduğu hayatta kendisini birçok kayıtların kuşatmasına, ondan, istediği gibi hareket imkanlarını almasına müthiş içerledi
Ön yargıyla başladığım bu kitabı içim rahat bir şekilde bitirdim. Nedense çoksatan kitaplarda sanki edebi değeri düşükmüş hissi uyanıyor bende ama hikaye beni içine çekti bir solukta dizi izler gibi okudum. Kitapta iki kadın karakterin hikayesi üzerinden yola çıkılmış 1930larda yaşayan, hayatla mücadele ederken hayatının aşkıyla tanışan Vera diğer yandan 2010larda gazeteci olan, sevdiği bir eşi fakat talihsiz bir kazayla kopma noktasına gelmiş evliliğiyle mücadele eden Claire var. Bu iki kadının hikayesi bir noktada kesişiyor. Böğürtlen kışı dediğimiz zamansız yağan kar iki ana karakterinde yaşadığı dönemde meydana geliyor ve Claire’in bir haber yapması üzerine olaylar ilginçleşiyor ardından Claire bu gizemin peşine düşüyor. Gizemin peşinde koşarken eşini kaybetme eğişine gelen Claire romanın sonunda hem eşine yeniden kavuşuyor hem de gizem çözülmüş oluyor. Kitabın sonu beni çok duygulandırdı ve böyle bir sona bağlanması da mutlu etti.