Devletin tarihi ve mülkün coğrafyası bile yazılmamıştı.
Elde tarih diye dolaşan küçük derleme ve özetlemeler, basit, çorak, kısa ve kısırdı. Saray kendi hanedanının eski asırlardaki zaferlerinin ve kudretli şahsiyetlerinin bile eşelenmesini istemiyordu. Çünkü o takdirde, içinde yaşanılan devrin sefaleti, padişahın aczi meydana çıkacaktı.
Devlet içeride halsiz, iktidarsız olduğu kadar dışarıya karşı da itibarsızdı. Vasıtası, teçhizatsız ve parasız ordu birlikleri Rumeli'de, Doğu Anadolu'da, Suriye'de, Yemen'de ve daha nice sapa yerlerde eşkıya kovalamak, çeteler le çarpışmak ve isyanları bastırmak için, hem de tamamen verimsiz mücadeleler içinde eriyip gidiyorlardı.
Tutkular günün birinde nihayete ulaştığında, insan da gerçekten utkusuna ulaşmış olur mu? Yoksa utku, tutkunun nihayete ulaşmasına giden yolun kendisi midir?
Balthazar Claes, eşine aşık ama bilime tutkulu, Mutlak'ı bulma isteği yüzünden her şeyini feda edebilecek ve Lavoisier'ın en ateşli öğrencilerinden biridir.
Mutlak'ı bulma inancı onun için yaşama tutunulacak bir daldır. Deneylerinde ne kadar başarısız olursa olsun, eşiyle ve çocuklarıyla ne kadar üzüntülü hallere düşerse düşsün, serveti ne kadar azalırsa azalsın, yiyeceği tek lokma kalmasa dahi içindeki Mutlak'ı bulmaya olan inancı hiçbir zaman sönmez.
Bu yol onun için yaşam yoludur. Gidilecek bir yol varsa onun için o yol, Mutlak'ı bulma yoludur. Gerçekten ulaşmak istiyor mu Mutlak'a, yoksa Mutlak'a giden yolun kendisini mi seviyor ona siz karar verirsiniz.
Balthazar'ın eşi Josephine ve kızları Marguerite ile de sabırlı, sadakatli, fedakâr, seven ve güçlü-kurtarıcı kadın portleri çiziyor Balzac.
Okuduğum 15 Balzac kitabı arasında sanırım ilk sıraya yerleşti.
Mustafa artık askerlik yolunu tutmuştu. Fakat o devirde -ordu tam bir çöküntü içindeydi. Sultan Abdülhamit Türkiye'si, imparatorluk tarihinin en perişan günlerini yaşıyordu. İmparatorluk fiilen çökmüştü. Abdülhamit'in hem içeriye, hem dışarıya karşı siyaseti, şu birkaç sözcükle özetlenebilirdi: Çatışmaları uyuşturmak, olayları örtbas etmek, çöküntüyü görmemezlikten gelmek ve ne pahasına olursa olsun, kendi tahtını korumak! Bu konuda mesela Abdülhamit'in en güvendiği sadrazamları Sait ve Kamil paşaların hatıraları zengin misallerle doludur.