öncelikle milena'ya mektuplar'ı tebrik etmek ve ayrıca da kendisine teşekkür etmek istiyorum, bana ilk incelememi yazdırdığı için :) bu açıdan hep özel kalacak olsa da, kitaba verdiğim puan dolayısı ile yorumlamamın yönü az çok tahmin edilebilir olacaktır sanıyorum ki.
milena'ya mektuplar, kafka'dan okuduğum ikinci kitaptır, ilki ise tahmin etmesi zor olmayacak olsa da "dönüşüm" eseri. daha önce mektup türünde yazılmış romanlar okudum, demem odur ki bu tür hakkında ve kitaplarının ilerleyişi hakkında bilgim var. bunu söylüyorum çünkü az sonra yazacaklarımı okuduğunuzda bu türün fazlasıyla acemi bir okuru olduğumu düşünmenizi istemem.
aslında bu kitabı bir arkadaşımla beraber okumuyor olsaydık asla bitirebileceğimi düşünmüyorum, sırf onun hatırı ve aramızdaki muhabbeti güçlendirmek için okumaya kendimi zorlaya zorlaya devam ettiğim bir kitap oldu bu. kitap, aslında kafka'nın da bahsettiği üzere hep aynı konuda mektuplaşmalardan ilerliyor: kafka'nın kendini "ağır" hissetmesi ve hastalığı, milena'nın baş ağrıları, kafka'nın iş yerinde milena'nın mektuplarını tekrar tekrar okumaktan asla işini yapamayışı, milena'nın yaptığı çevirileri övmesi -hatası varsa düzeltmesi-, kafka ve milena'nın birbirlerine hastalıklı derecede aitlikleri, buna rağmen milena'nın kocasını terk edemeyecek olması ve son ana kadar kafka'nın yazışmalarının yanlış olduğu ve buna bir son vermeleri gerektiği hakkında sitemlerinin ardından yine ve yine milena ile yazışmaları.
gerçekten okurken bitmesi için kafayı yiyecek raddeye geldiğim bir kitaptı. kitapta, bahsettiğim kendini tekrarlayan konular harici ikilinin birlikte geçirdiği dört gün ve milena'nın arkadaşlarının anlatıldığı kısımlar harici ilgimi çeken başka bir şey asla olmadı. özellikle yüz sayfa okuduktan sonra iyice sıkmaya başlamıştı kitap