Bazen etrafımdaki insanlar bana fazlasıyla sıradan geliyor. Aynı şeylere bakıyoruz ama aynı şekilde görmüyoruz. Onlar daha düz, daha basit bir yerden yaklaşıyor hayata; ben ise ister istemez her detayıyla, her ihtimaliyle, farklı açılardan düşünüyorum. Bir konuyu sadece olduğu haliyle değil, olabilecek tüm halleriyle ele alıyorum. Bu da aramızda görünmeyen bir mesafe yaratıyor.Anlaşılmamak gibi değil aslında… Daha çok aynı frekansta olmamak. Ben bir şeyin derinine inmeye çalışırken, onlar yüzeyde kalmayı tercih ediyor. Ve bu durum zamanla insanı kalabalığın içinde yalnızlaştırıyor. Çünkü konuştuğun şey aynı olsa bile, düşündüğün derinlik aynı olmayınca gerçek bir bağ kurmak zorlaşıyor.
Bazen keşke ben de daha basit düşünebilseydim diyorum. Daha az sorgulayan, daha az parçalayan, daha az derine inen biri olabilseydim… Belki o zaman her şey daha kolay olurdu. Ama sonra fark ediyorum ki bu benim bakış açım, benim doğam. Dünyayı böyle algılıyorum.
Yalnızlık bazen bir eksiklik değil, farklı bir derinliğin sonucu oluyor. Ve belki de mesele, herkesle anlaşmaya çalışmak değil; aynı derinlikte düşünebilen birkaç kişiyle karşılaşabilmek.