bolca aşk (ya da yasak aşk mı demeliydim?), kasvet, hüzün... kısacası rus edebiyatın efsanelerinden olan çehov'un martı'sı. kitabı okumadan önce bu martının olayını hiçbir şey bilmediğinden dolayı anlayamıyor insan ancak okumaya devam ettikçe oturuyor kafasında. akıllıca işlenmiş bir sembol yaratılıyor oyunda. hangi karaktere daha çok üzüldüm ya da hangisine daha yakın hissettim... hangisinden nefret ediyorum ya da hangisine acıyorum tam olarak oturtamıyorum kafamda. günümüzde dışarıdan harika gözüken insanların bile bu oyundaki gibi bir hayatları olabileceğinin bilinci yıkıyor sadece içimde bir şeyleri. ne kadar gerçek, ne kadar "insan"dan oluşu hüzünlendiriyor biraz beni belki de. ünlü nina tiradını bu oyunu bilmeden önce onlarca versiyonunda oynanışını gördüm ve aslında oyunu bilmenin önemini de kavradım bunun sayesinde. zavallı nina, seni deli sanıyorlar. kostya'ya bol sevgiler. sanırım, ben de bir martıyım... yok, aktrisim (adayı)... öyle değil mi?