Yazar Portresi: Ernest Hemingway
Bu haftanın Yazar Portresi konuğu: Ernest Hemingway ✍️ Sade dilin dehası, buzdağı teorisinin ustası, minimalizmin babası... Açıklamayı okumayı sevenler için yine mini bir biyografi bırakıyorum. ☕ "Bir insan yok edilebilir ama yenilemez." - Yaşlı Adam ve Deniz 📚 Kısaca Ernest Hemingway: 1899'da Amerika'da doğdu. Gazetecilik eğitimi almadı ama Kansas City Star gazetesinde muhabir olarak başladı. Gazete ona öğretti: Kısa cümleler, az sıfat, güçlü fiiller. 18 yaşında I. Dünya Savaşı'nda gönüllü ambulans şoförü oldu. İtalya'da yaralandı - bacaklarına 227 parça şarapnel saplanı. Hastanede bir hemşireye aşık oldu, reddedildi. Bu deneyim "Silahların Gürültüsü"nu doğurdu. ✍️ Buzdağı Teorisi: Hemingway'in ünlü yazı tekniği: Hikâyenin sadece 1/8'ini anlat, 7/8'i görünmez kalsın. Okuyucu anlamı kendisi çıkarsın. ❌ "Yaşlı adam çok üzgündü, yorgundu." ✅ "Yaşlı adam hiçbir şey söylemedi." Söylenmeyenin gücü... ✨ Öne çıkan eserleri: Yaşlı Adam ve Deniz (Pulitzer + Nobel) Silahların Gürültüsü (savaş ve aşk) Güneş de Doğar (Kayıp Kuşak manifestosu) Çanlar Kimin İçin Çalıyor (İspanya İç Savaşı) Kilimanjaro'nun Karları (kısa hikâye) 🌊 Yaşam tarzı ikonu: Sadece yazar değildi. Savaş muhabiri, derin deniz balıkçısı, boğa güreşi hayranı, macera tutkunu... Küba'da 50+ kedi besledi (hâlâ Key West'teki evinde torunları yaşıyor). Her sabah yazardı, öğleden sonra balığa çıkardı, akşam içerdi. Dört kez evlendi. Paris'te yoksul ama yaratıcı yıllar yaşadı. Gertrude Stein, F. Scott Fitzgerald, Picasso ile dosttu. 🌿 Edebi mirası: Modern edebiyatın babası. Onun öncesinde ve sonrasında edebiyat var. Raymond Carver, Cormac McCarthy, Chuck Palahniuk - hepsi ondan etkilendi. Türkiye'den Sait Faik Abasıyanık bile... 1954'te Nobel Edebiyat Ödülü kazandı. 💔 Trajik son: 1961'de Idaho'da av tüfeğiyle intihar
Film listesi
Theodoros Angelopoulos'un filmlerinden 1- Eternity and a day 2- Ağlayan çayır 3- Ulisin bakışı K. Kieslowski'nin filmlerinden 4- veronique'in ikili yaşamı 5- 3 renk, mavi 6- 3 renk, beyaz 7- 3 renk, kırmızı 8- dekalog( 10 bölümlük dizi) Akira Kurosawa'dan 9- Dersu Uzala 10- Düşler Bergman'dan 11- Yaban Çilekleri 12- Persona 13- Utanç 14- Kış ışığı 15- Güz Sonatı 16- 7. Mühür Belá Tarr'dan 17- Torino atı 18- Karanlık Armoniler Tarkovski den 19- Nostalji
Film
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Avangard, İsyan ve Üslûp*
Besim F. DELLALOĞLU** * 9-10 Mayıs 2008’de Galatasaray Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi ile İstanbul Psikanaliz Derneği’nin ortaklaşa düzenlediği “Gençlik ve Başkaldırı” başlıklı sempozyumda bildiri olarak sunulmuştur. ** Doç Dr. Galatasaray Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü Özet: Avangard, isyan ve üslûp arasında çok güçlü bir ilişki vardır. Hem kavramsal olarak hem de tarihsel olarak avangard her zaman isyan ve üslûba yakın olmuştur. Bu yazıda, bu kavramlar arasındaki ilişkiler tartışılmaktadır. Ayrıca, Franz Kafka ve Fernando Pessoa örnekleri üzerinden, melankolik avangard ve şizofrenik avangard kavramları önerilmektedir. İzin verirseniz ben bugün somut olmaktan çok soyut bir isyandan söz etmek istiyorum. Dolayısıyla 68’den değil, ama onu da kapsama alanı içine alabilecek olan avangard kavramından bahsetmek istiyorum. Yani tarihsel olmaktan çok, kavramsal bir açıdan konuşmak istiyorum. Bunun da iki temel nedeni olabilir. Birincisi bir itiraf. Mesleki deformasyon. Felsefi bir dilden konuşurken sürekli olarak kavramsallaştırma eğilimi taşımak gibi. İkincisi ise bir umut. Çünkü kavramsal bir avangard, tarihin koşullarından en azından göreli bir özerkleşmeyi ve dolayısıyla imkânsızı hâlâ ve hep imkânın ufkunda tutabilmeyi işaret eder sanki. Avangard’ın kendisi bir metafor zaten. Askerî bir kavram. Bir ordunun öncü birliklerini ifade ediyor. Bir askerî gücün en nitelikli, en zinde, en cesur, en yiğit, en gözüpek, en fedakâr birliklerini anlatıyor. Ondokuzuncu yüzyılın ikinci yarısından itibaren öncü sanat akımlarını eğretiliyor. Askerî ve estetik anlamda avangard savunmadan çok hücumu ifade ediyor. Ya da en azından savunmaya geçmeden hemen önceki ânı. Askerî olanla estetik olanın imkânsız ortalaması siyaset belki de. Avangard aynı zamanda çok
Mutlak Sonsuzluğun Akışı
Mutlak Sonsuzluğun Akışı: Frekans, Titreşim ve Hiçliğin Metapolialektik Felsefesi Cevat ORHAN Giriş Bu felsefe, geleneksel yaklaşımları aşan metadiyalektik ve polisentez kavramlarına dayanır. Metadiyalektik, bir sürecin, sistemin ve çerçevenin kendisini sürekli dönüştürdüğü temel işleyiş mekanizmasıdır. Bu süreç doğrusal bir döngüden çok, kendi üzerine tekrar eden ve her döngüde daha yüksek bir noktaya evrilen helezonik bir yapıda ilerler. Polisentez ise bu sürecin sonucunda ortaya çıkan çok yönlü çıktıdır; tekil bir sentez yerine sayısız potansiyel ve yeni oluşumun ortaya çıkmasıdır. Kısacası, metadiyalektik altyapısal bir süreçken, polisentez bu sürecin çok yönlü çıktısıdır. Metapolialektik Felsefe ise hem süreci hem de sonucu içeren bu bütünsel yaklaşımın adıdır. En yüce bilginin makamlar veya fiziksel gerçeklikler değil, Mutlak Sonsuz, Mutlak Güç ve Kadiri Mutlak'ın tecellisi olan evrenin ve bilincin ta kendisi olduğunu ortaya koyar. Hiçlik ve Sonsuzluğun Paradoksu Algı dünyamızın sınırları içinde, sonsuzluk ve hiçlik birbirinin zıttı gibi görünür. Oysa gerçeklikte bu iki kavram, tek bir bütünün ayrılmaz parçalarıdır. Her şeyin programının ve potansiyelinin bulunduğu o nihai kaynak, bilincin de ötesinde olan Mutlak Hiçlik'tir. Bu durum, aynı zamanda sürekli kendini dönüştüren ve yeniden enformasyon üreten Mutlak Sonsuzluk akışının da kaynağıdır. Tıpkı bir bilgisayar oyununun kodunda var olan sınırsız bir potansiyelin (Mutlak Hiçlik) dinamik bir oyun evrenine (Mutlak Sonsuzluk) dönüşmesi gibi. Bu, bilinen enerji ve enformasyon korunum yasalarının ötesine geçen, her sentezin yeni bir teze dönüşmediği, tüm çerçevenin kendisini geliştirdiği metadiyalektik bir süreçtir. "Sonsuzluğun ötesinde bir sonsuzluk, sonsuzluğun içinde bir sonluluk" gibi tarifler, bu paradoksun
Makamların Ötesinde: Metapolialektik Felsefe
Makamların Ötesinde: Sonsuzluğun ve Hiçliğin Metapolialektik Felsefesi Cevat ORHAN Giriş Bu felsefe, geleneksel yaklaşımları aşan metadiyalektik ve polisentez kavramlarına dayanır. Metadiyalektik, makalede anlatıldığı gibi, bir sürecin, sistemin ve çerçevenin kendisini sürekli dönüştürdüğü temel işleyiş mekanizmasıdır. Polisentez ise bu sürecin sonucunda ortaya çıkan çok yönlü çıktıdır; tekil bir sentez yerine sayısız potansiyel ve yeni oluşumun ortaya çıkmasıdır. Kısacası, metadiyalektik altyapısal bir süreçken, polisentez bu sürecin çok yönlü çıktısıdır. Metapolialektik Felsefe ise hem süreci hem de sonucu içeren bu bütünsel yaklaşımın adıdır. En yüce bilginin makamlar veya fiziksel gerçeklikler değil, evrenin ve bilincin ta kendisi olduğunu ortaya koyar. Hiçlik ve Sonsuzluğun Paradoksu Algı dünyamızın sınırları içinde, sonsuzluk ve hiçlik birbirinin zıttı gibi görünür. Oysa gerçeklikte bu iki kavram, tek bir bütünün ayrılmaz parçalarıdır. Her şeyin programının ve potansiyelinin bulunduğu o nihai kaynak, bilincin de ötesinde olan Mutlak Hiçlik'tir. Bu yokluk, aynı zamanda sürekli kendini dönüştüren ve yeniden enformasyon üreten Mutlak Sonsuzluk akışının da kaynağıdır. Tıpkı bir bilgisayar oyununun kodunda var olan sınırsız bir potansiyelin (Mutlak Hiçlik) dinamik bir oyun evrenine (Mutlak Sonsuzluk) dönüşmesi gibi. Bu, bilinen enerji ve enformasyon korunum yasalarının ötesine geçen, her sentezin yeni bir teze dönüşmediği, tüm çerçevenin kendisini geliştirdiği metadiyalektik bir süreçtir. "Sonsuzluğun ötesinde bir sonsuzluk, sonsuzluğun içinde bir sonluluk" gibi tarifler, bu paradoksun ancak bir kısmını ifade edebilir. Evren: Sadece Bir Simülasyon İçinde yaşadığımız 3+1 uzay-zaman evreni, tam bir paganist evren modeli gibi statik ve hantal bir madde yığınıdır. O,
🖼️Modigliani🎨 "Ruhunu görebildiğimde, gözlerini de çizeceğim.." 🍂 Zorlu geçen bir çocukluk Ressamın Yahudi kökenli ailesi, 18. yüzyılın başlarında göçmen olarak gelip Livorno'ya yerleşmişti. Amadeo, ailenin dördüncü ve son çocuğuydu. 1895 yılında geçirdiği veremin ardından 1898 yılında tifoya yakalanınca lise eğitimini bırakmak zorunda kaldı. Bu yüzden sanata yönelerek resim dersleri almaya başladı. 1901'de ikinci kez verem geçiren Amadeo, annesi tarafından Napoli'ye götürüldü, tedavisine bu şehirde devam edildi. Resimden sonra heykelle tanıştığı çalkantılı dönemler Ders aldığı Guglielmo Micheli, onun akademik eğitim alması gerektiğini söyleyince Modigliani, 1902'de Floranda'daki Güzel Sanatlar Okulu'na başladı ve bir yıl sonra da Venedik'teki Güzel Sanatlar Akademisi'ne kaydoldu. Ayrıca Venedik'te uyuşturucuyla tanıştı. 1906'da Paris'e gitti ve Montmartre'deki beş parasız sanatçıların toplandığı Le Bateau-Lavoir'a yerleşti. Orada komşuluk yaptığı ressamlardan biri de Pablo Picasso idi. Paris'in bohem yaşamına ayak uydurarak alkol ve içki bağımlısı oldu. Bitkin düştüğü için ailesinin yanına Livorno'ya döndü. Tekrar sağlığına kavuştuğunda Paris'e dönüp bir stüdyo kiraladı. Romanyalı heykeltıraş Constantin Brancusi ile tanışınca resmi bırakıp heykeltıraşlık yapmaya başladı ve bu alanda da başarılı oldu. 1912 yılında sergilediği yapıtları ilgi görmesine rağmen 1914'te heykel çalışmalarını tümüyle bitirip tekrar resme döndü. Ve hiç vazgeçemedi aşkı Jeanne... 1. Dünya Savaşı çıkınca orduya katılmak istese de sağlık sorunları nedeniyle kabul edilmedi. 1916 yılında Polonyalı şair Leopold Zborovski ve eşi Anna ile tanıştı. Modigliani çiftin birçok tablosunu yaptı. 1917 yılında Academie Colarossi'de çizim çalışmaları yaparken ve yapmayı düşündüğü bir tablosu için model ararken
1000Kitap