…
Öyleyse "yüzü bozmak gerekir, bu da rını delmekle, öznelliğin kara deliğinden çıkmakla aynı şeydir" (a.g.e., s. 230). Dahası, "yaşayan, gayri-öznel bir sevdayı tekrar alevlendirmek gerekir [...], bu sevdada herkes bir diğerinin bilinmeyen mekânlarıyla, bu mekânlara girmeden veya fethetmeden, bağlantı kurar..." (a.g.e., s. 232). Dile gelince, o da kendiliğinden bir mesaj vermez: “Bir dil her zaman sözcelerini dile getiren yüzlere yakalanmış hâldedir" (a.g.e., s. 220)..
Ve hatta "Yüz, ne korkunçtur, doğallığında ay manzarasıdir [...], yüzü insandışı, [...] ucube bir maske hâline getirmek için yakın plana hiç gerek yoktur" (a.g.e., s. 233). Deleuze ve Guattari'nin sadece Jean Fautrier veya Zoran Music çizgisine yerleştirebileceğimiz "gayriresmî" sanatçıların çizdiği insanlıktan arındırılmış insanların kireç beyazı (hatta pul pul dökülen) yüzlerini dikkate aldığına inanabilir miyiz? 1
Oysa Deleuze ve Guattari için beyaz, delikli, insandışı olan, insan yüzü denen yüzün ta kendisidir. Çünkü "yüzsellik makinesi," "yüzün toplumsal üretimidir, [...] tüm bedenlerin yüzselleştirilmesini yönetir" (a.g.e., s. 222). Aslında “yüze sahip olmaktan ziyade bir yüzün içine batmış durumdayızdır" (a.g.e., s. 217) -belli bir fotoğraf türü bunu zorunlu bile kılarve "yüzler, kendi öznelerini seçerler" (a.g.e., s. 220). Öyleyse yüzün tam da kendisi olduğu için yüzün üzerine uygulandığını söyleyemeyeceğimiz kara deliklerle delik deşik olmuş bu beyaz karton suret nedir? Maske midir? Asla. Çünkü "maskeler, yüzü oluşturmaktan ziyade kafanın bedene ait olmasını sağlar" (a.g.e., s. 216).
Yüzün bu şekilde "kınanması" iki başlı yazarımız için yüzün "evrensel olmadığı," "büyük beyaz yanakları ve kara delik gözleriyle Beyaz Adamın kendisi olduğu" göz önünde bulundurularak açıklanabilir (a.g.e.).