Ey dost; aslında hicran yarasını dil ile anlatabilmek hiç mümkün değildir. Paramparça olmuş yaralı sinem, sana gönlümün nasıl şerha şerha olduğunu göstersin.
Seyyid-i kâinat ve mafhar-i mevcudat Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz'den şöyle geldi: "Bir kimse, kardeşini severse, bu sevgisini ona bildirsin."
Bu mânâ icabı olarak, sevgimin izharını uygun ve münasip buldum.
Sayfa 185 - Kalbin de bahanen gibi güzel :) 1.Cilt, 55.Mektup·Kitabı okuyor
Ashab-ı kiram arasında vâki olan ihtilaf, keza kıtal, nefsani arzuya hamledilemez. Allah onlardan razı olsun. Çünkü onların nefisleri, Hayr'ül-Beşer Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz'le sohbetlerinden ötürü, tezkiye edilmiştir; emmârelilten dahi halâs bulmuşlardır.
Bu arada şuna itikadımız vardır ki: Emir (,Hazreti Ali) (r.a) bu hususta haklı idi; hata ise ona muhalif olan tarafta idi. Lâkin bu hata, ictihada dayalı bir hata olup, fısk haddine ulaşmaz. Hatta, bu gibi hata için levmetmeye dahi yer yoktur. Çünkü, ictihada dayalı bir hatadan, sevap derecesinden bir derece vardır.
Yezid'e gelince... O saadetten uzaktır; ashaptan dahi değildir. Saâdet sahasından uzak olan bir kimse için söylenecek hiçbir söz yoktur. Onun yaptığı iş, öyle bir iştir ki, Frenk kâfirleri dahi yapmaz, Ehl-i Sünnet âlimlerinden bazıları, ona lânetten kendini tutmuştur; ama bu tutuş, ondan ve yaptığı işten hoşnud oluşu anlatmaz. Yaptığından rücu edip tevbe ihtimalinden ötürüdür.
Aziz kullardan biri, lain İblis'i boş otururken gördü. Onun böyle oturuşu, âdet hilâfına idi. Bu işe hayret edip sırrını sorunca, Lain şöyle dedi:
-Bu zamanda kötü alimler, benim ağır işlerimi görüyorlar. Dalâlet ve azdırma işinde bana vekillik ederler.