(...)
Çünkü, insanların büyük bölümü, güzelliği göremezdi. Büyük bölümü bir çok güzelliği dokunamazdı. Onlar, uyurgezer gibi, geçip giderlerdi güzelliklerin yanından. Ya da, kafalarına taktıkları başka bir güzelliğin peşinden koşarken onun uğruna, bir çok güzelliği de ayaklarının altına alıp hiç farkına varmadan acımasızca ezerlerdi.
O günlerde , yani beraber geçirdiğimiz günlerde, henüz hiç duymamıştım, uzun yıllar önce bir Budala Prens’in gözlerinde yaşlarla bir sunağın önünde diz çöküp ikonlara sorduğu şu soruyu :
“KÜÇÜCÜK ÇOCUKLARA HER ŞEYİ NEDEN ANLATMAK GEREK ?”
Hakikaten de sevgili Portuga, bana her şeyi çok erken anlattılar
Acı çekmek ne demekmiş asıl şimdi anlıyordum . Onu aklımdan çıkmıyordum . Acı çekmek bayılana dek dayak yemek değildi . Ayaktaki cam kesiğine eczanede dikiş atmak değildi. Asıl acı , kalbi baştan aşağı sancılara boğan , insana sırrını kimselere anlatmadan ölmeyi arzulayan bir şeydi . Kolları , başı hep dermansız bırakan , yastıkta öbür yana dönme isteğini bile söndüren bir şey .