Okuduğum övgülerle elime aldığım bu kitapta çok farklı bir hayat hikayesi ile karşılaşmayı bekliyordum.Karşılaştığım hikayenin beni etkilememesinden kurmadım bu cümleyi aksine beni çok etkiledi.En son "Açlık" romanında içimde böyle bir sızı hissetmiştim.Tüylerimin böyle gerildiğini, kendimin irkildiğini hissetmiştim.
Tarifsiz hisler bırakan bu kitabın kahramanı Fugui'di. X.u ailesinin velihattıydı.Velihat kelimesinden de anlaşılacak üzere soylu bir ailenin oğluydu. X.u ebeveynleri ataları için yaşardı.Atalarına sözleri vardı.Dik duruşları atalarından kalma yadigardı. Bunu da kuşaktan kuşağa aktarmak istiyorlardı.Ama Fugui tam bir yüz karasıydı. Atalarının önüne çıkarılmaya layık görülmeyen baş belasıydı. Çalışmayı kendine huy edinmemiş aile servetini gözünü kırkmadan kumarda harcamıştı.Genel ev ile kumarhaneyi denk tutup hayatını eviriyordu.Ama gerçek bir fahişeydi ortaya çıkmaya, gün yüzüne yükselmeye her zaman musaitti.İnsanı uçurumun kenarına bırakıp tekmeyi koyardı.Öyle de oldu. Servet bitti, velihatlık süresi doldu. Elde avucta olan ne. X.u ailesine ne hamile geline ne de doğmuş torun torbaya yetti.
Yaşam kimseye geçmişinde ne vardı neler görüp geldin diyerek göreceklerinden indirim yapmıyordu. Kayıp giden canları sırtında taşıtıp , gömdürüp üzerine bir soğuk su içirirdi. Zaman içinde çok yoksullaşan bu ailenin tarlada çalışıp, küçük çocuğu okutmak için feda edilen ablaya kadar acılı günler evrili vermişti.Ama bağlılıkları pek de bu zamanı uzatmadı. X.u oğlu adeta bambaşka biri olmuştu herşeye göğüs geren iki ekmek için canını canına takan biriydi. Yaşamak ne demek o gün görmüştü. Kitabın her ilerleyişinde "daha bu adamın başına ne gelebilir ki?" diyordum. " Daha ne kaybedecek?"
Görünen o ki, X.u ailesindeki herkesin kötü bir yazgısı vardı. Ama X.u Fugiu