“Ölümden önce yaşam, zayıflıktan önce güç, hedeften önce yolculuk.”
Oathbringer... Sanderson beni bir kez daha şaşırttı. Parlayan Sözler’den sonra daha güzel bir şey okuyamayacağım konusunda oldukça emindim fakat Oathbringer tüm düşüncelerimi değiştirdi. Bu kitapta Roshar tarihinde daha derine inerken aynı zamanda büyü sistemini de daha iyi tanıyoruz. Sanderson’ın yazdığı her büyü sistemine hayran olmama rağmen Dalgalar’dan oluşan bu sistem beni büyüledi. Ama Oathbringer’ın benim için bu kadar etkileyici olmasının asıl sebebi, içerdiği “Cosmere mesajları” olabilir. Kimseye “spoiler” vermek istemediğimden bu mesajlardan çok bahsetmeyeceğim ama henüz kitabı okumadıysanız Savaşkıran’ı önce okumanızı öneririm!
Tüm bu saydığım özelliklerin yanısıra, bu kitapta Dalinar’ın geçmişini öğreniyoruz — ki bu bile kitabı okumanız için yeterli bir sebep, diye düşünüyorum ben.
Bildiğiniz üzere ülkemizde iki kitap arası beklediğimiz süre gereğinden fazla, bu yüzden kitap hakkında biraz daha ayrıntıya inmek ve gelecekte okuduğumda kitabı hatırlayabileceğim bir inceleme yazmak istiyorum. Tabii bu inceleme bir özete benzeyecek ama elimden geldiğince üstünkörü geçmeye çalışacağım. Buradan sonrasını kitabı okumamışlar okumasın: SPOILER UYARISI! (Biliyorum ki kitabı yeni okumuşlar da bir özet okumak istemeyecektir, bu yüzden derlememi atlayıp COSMERE KISMI’na geçebilirsiniz. Ben bu özeti gelecekte dönelim diye yapıyorum.)
Kitap boyunca Dalinar’ın geçmişini incelemek oldukça ilgi çekiciydi: Nihayetinde karısı Evi’yi hatırlayışı, geçmişinde olduğu kişi... Bizim iki kitaptır tanıdığımız adama kıyasla çok farklı. Biliyorum ki hepimiz Dalinar Kholin’i şerefinden ötürü seviyorduk ve her ne kadar geçmişte farklı bir adam olduğundan sık sık bahsedilse de bunu hayal edememiştim. “Heyecan”ı