Sait Faik deyince ilk olarak aklıma insan sevgisi gelir. Yalnız onun sevgisi sadece iyiye ve güzele yönelik değildir; örselenmişe, dışlanmışa, önemsenmeyen alt tabakadan insanlara kısacası her türden insana olan sevgidir.
"Kimdir şu sevdiğin insan? Anladık fakir, kimsesiz, bahtsız... Ama kim?
Kim olacak? Sensin. Kendi kendinsin."
Bu alıntıyla da aslında sevdiği insan profilini daha net olarak çizmiştir.
Öykülerinde de en çok sevdiği insan profili olan alt tabakadan karakterleri kullanır, bu yüzden zamanında çok eleştirilmiştir ancak o yine de alt tabakadan insanları kullanmaya devam eder. Sait Faik'in yakın arkadaşı Orhan Veli bu eleştirilere şöyle cevap verir:
"Bir de onun avare, başıboş bir hayat sürüşüne, kahramanlarını da hep o hayatın içinden seçişine tutuluyorlar. İyi ama, ya aradığı insanı o hayatın içinde buluyorsa? Üstelik en iyi tanıdığı, en iyi anladığı insan onlar arasında ise? Hem, Sait Faik'i sırf bu bakımdan beğenenler az mı?"
Ayrıca bu kitap yazarın hala insan sevgisinden umudunu kesmediği döneme aittir ama "Söylendim Durdum" hikayesinde hafif bir karamsarlık sezilir ancak yazar her şeye rağmen umut etmekten vazgeçmemiştir. Burada görülen karamsarlık son olarak "Alem Dağ'da Var Bir Yılan" adlı öyküsünde zirveye ulaşır. Yine de bütün karamsarlıkların da, kırgınlıkların da sevgi teması asla yerini kaybetmez, onun için her zaman cılız da olsa bir umut vardır.
Şimdi karşılaştırma yapmak için her ikisinden de alıntıları yazacağım.
Söylendim Durdum:
"Bu şehir laubaliliğin, kötülüğün, ikiyüzlülüğün kaynaştığı bir şehir. İyi insanları yok mu? Dolu. Ama nasıl çekilmişler, nasıl ürkmüşler,nasıl kapanmışlar bir yere? Neredeler?"
"Alemdağ'da Var Bir Yılan":
"Sokaklar dardır. Esnafı gaddardır. Zengini lakayttır. İnsanlar her yerde böyle. Yaldızlı karyolalarda