E.T

E.T
@pineberryy
Hümanist ama insan sevmez.
Türk Dili ve Edebiyatı
138 okur puanı
Şubat 2019 tarihinde katıldı
Şimdilik kötülere kızmaya bile hakkımız yoktur.
10/10
·120 syf.··
2020 4. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 20 Ocak 2020 20:44
Ne zaman insanların kötü taraflarıyla karşılaşıp her şeyden ümidimi kesecek olsam, aklıma Sait Faik gelir, der ki: " Şimdilik kötülere kızmaya bile hakkımız yoktur." Sonrasında neden böyle dediğini de açıklar: " Önemli olan kötülüğü iyilikle beraber ortadan kaldırmaktır. O zaman insanlık denilen şey kafasını kaldırır: "Durun bakalım," der, " biz de varız." Onun, insanlığın terazisi içinde teker teker tartılan kıymetler ancak kötülüğün silahlarını düşmanca değil dostça, elinden alır." "Bu korkunç bir çocukluğun,sefil, bahtsız bir çocukluğun devamıdır. Bu tatmin edilemeyen insanoğlunun zelzele anıdır." Sait Faik insanların kötülüğünü yaşamanın zorluğuna, kötü geçirilen çocukluğa, iyilik ve kötülük kavramlarının kendisine bağlar. Kavramlar ortadan kalkınca geriye ne iyilik ne de kötülük kalır. Çünkü, aslında her şey zıttıyla kaimdir. işte romanımızda da bu zıtlıkların çatışması sonucu kendini kaybetmiş bir kadın var, Nevin. "Bir insan kendini nasıl kaybeder?" diyebilirsiniz. Peki ya biz kendimizi hiç bulduk mu? Hiç kendimiz olduk mu? İnsan sosyal bir varlık olduğu için diğer insanlarla sürekli iletişimde, bunun sonucu olarak da devamlı etkileniyor ve etkiliyoruz. Ancak; toplum normları bizi devamlı baskı altında tutuyor. Örneğin; Nevin, Batılı tarzda modern bir baba tarafından büyütülen bir kadın, ancak bu tarzı ( Doğulu daha muhafazakar) insanlara uymuyor, eleştiriliyor, dışlanıyor. Ama baktığımızdaki gazeteci ( Batılı) arkadaşlarına da uymuyor. Bir türlü çevresine uyum sağlayamayan Nevin, kendini bulmak üzere bir yolculuğa çıkıyor. Severek okuduğum bir eserdi. Bir hikayeci olan Sait Faik'in böyle güzel roman yazması ayrıyeten takdir edilesi. Ayrıca kitapla tanışmama vesile olan Karavandaki Adam 'a teşekkür ederim. Kendisinin ayrıntılı incelemesini buradan
Kayıp AranıyorSait Faik Abasıyanık · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20197,1bin okunma
Reklam
Tüm Zamanların "ANTİ"Kahramanı
8/10
·192 syf.··
2020 1. kitabı
Öncelikle Lermontov'un hayatından kısaca bahsetmek istiyorum. Lermontov, küçükken her türlü maddi imkana sahip olmasına rağmen, babasıyla görüşmesi yasaklandığı için mutsuz bir çocukluk ve gençlik geçirdi. Sağlığı nedeniyle hem temiz havası hem de kaplıcaları için sık sık gittiği Kafkasya’da, dağlara karşı derin bir tutku geliştirdi. Moskova Üniversitesi’nde felsefe eğitimi almaya başladı. Ertesi yıl babasının ölümüyle ağır bir bunalım geçirdi ve intiharın eşiğine geldi. Şiir yazmaya bu yıllarda başladı. Dönemin siyasi ortamını eserlerinde yansıttı. Puşkin'in bir düello sonucu öldürülmesi onu derinden sarstı. Bu ölümün gerçek sorumlularını eleştiren bir şiir yazdı. Sonrasında "Puşkin'in Varisi" olarak nitelendirilmeye başlandı. Ancak ne yazık ki yıllar sonra kendisi de aynı kaderi yaşayacak ve bir düello sonucu henüz 27 yaşındayken öldürülecekti. Yazarın hayatından bahsetmemin nedeni kitapta birçok otobiyografik unsurların bulunmasıdır. Özellikle Kafkasya coğrafyasını çok iyi anlattığını söyleyebilirim. Roman, birçok açıdan postmodern özellikler taşıyordu. Anlatıcının hatıraları ve Peçorin'in günlüğü olmak üzere iki farklı teknik kullanılmış. Ayrıca anlatıcı bazen direkt olarak okurla konuşuyordu. Bu teknikler o dönem için az rastlanılan tekniklerdi. 1840'lı yıllarda yazılmış olmasına rağmen bir antikahraman Peçorin karakteri sanki günümüzden biri gibiydi. Bunalımları,kararsızlıkları, çürümüş ruhu bunu gösteriyordu. Nihilizm etkisiyle de oluşan inançsızlık onu bir boşluğa sürüklemişti. Ne gerçek bir dostluk kurabiliyordu ne de tamamen bir kadına aşık olabiliyordu. Hayatına giren insanları bir şekilde kendisinden uzaklaştırıyordu. Tevfik Fikret'in de dediği gibi: "Bütün boşluk: Zemin boş, asuman boş, kalb ü vicdan boş" Peçorin, içindeki bu boşluk ve duygusuzluk
Zamanımızın Bir KahramanıMihail Yuryeviç Lermontov · Can Yayınları · 20205,5bin okunma
Ben görmeden severim bahçeleri,insanları, evleri.
9/10
·144 syf.··
2019 34. kitabı
Sait Faik deyince ilk olarak aklıma insan sevgisi gelir. Yalnız onun sevgisi sadece iyiye ve güzele yönelik değildir; örselenmişe, dışlanmışa, önemsenmeyen alt tabakadan insanlara kısacası her türden insana olan sevgidir. "Kimdir şu sevdiğin insan? Anladık fakir, kimsesiz, bahtsız... Ama kim? Kim olacak? Sensin. Kendi kendinsin." Bu alıntıyla da aslında sevdiği insan profilini daha net olarak çizmiştir. Öykülerinde de en çok sevdiği insan profili olan alt tabakadan karakterleri kullanır, bu yüzden zamanında çok eleştirilmiştir ancak o yine de alt tabakadan insanları kullanmaya devam eder. Sait Faik'in yakın arkadaşı Orhan Veli bu eleştirilere şöyle cevap verir: "Bir de onun avare, başıboş bir hayat sürüşüne, kahramanlarını da hep o hayatın içinden seçişine tutuluyorlar. İyi ama, ya aradığı insanı o hayatın içinde buluyorsa? Üstelik en iyi tanıdığı, en iyi anladığı insan onlar arasında ise? Hem, Sait Faik'i sırf bu bakımdan beğenenler az mı?" Ayrıca bu kitap yazarın hala insan sevgisinden umudunu kesmediği döneme aittir ama "Söylendim Durdum" hikayesinde hafif bir karamsarlık sezilir ancak yazar her şeye rağmen umut etmekten vazgeçmemiştir. Burada görülen karamsarlık son olarak "Alem Dağ'da Var Bir Yılan" adlı öyküsünde zirveye ulaşır. Yine de bütün karamsarlıkların da, kırgınlıkların da sevgi teması asla yerini kaybetmez, onun için her zaman cılız da olsa bir umut vardır. Şimdi karşılaştırma yapmak için her ikisinden de alıntıları yazacağım. Söylendim Durdum: "Bu şehir laubaliliğin, kötülüğün, ikiyüzlülüğün kaynaştığı bir şehir. İyi insanları yok mu? Dolu. Ama nasıl çekilmişler, nasıl ürkmüşler,nasıl kapanmışlar bir yere? Neredeler?" "Alemdağ'da Var Bir Yılan": "Sokaklar dardır. Esnafı gaddardır. Zengini lakayttır. İnsanlar her yerde böyle. Yaldızlı karyolalarda
Mahalle KahvesiSait Faik Abasıyanık · İş Bankası Kültür Yayınları · 20129bin okunma
1/10
·136 syf.··
2019 26. kitabı
Eser "Yeraltı Edebiyatı" kategorisinde değerlendirilse de bana göre hiçbir alakası yoktu. İçindeki pedofili öğeleri iğrençti; nasıl bir insan bunları düşünebilir, yazabilir diye düşündüm, aklım almadı. Bana göre, hiçbir edebi değeri yoktu. Bitirmemin tek sebebi kitaptaki cinayetlere benzer cinayetlerin gerçekte de işlenmiş olması. Okumamanızı tavsiye ederim.
Mezarlarınıza TüküreceğimBoris Vian · İthaki Yayınları · 20181,933 okunma
10/10
·119 syf.··
2019 14. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 27 Nisan 2019 19:29
Öncelikle roman tek bir paragraftan oluşuyor. Betimleme ve tasvirlerden hoşlanmadığını söyleyen Bernhard, romanı "bilinç akışı" tekniğiyle yazmış. Anlatıcının düşüncelerini, aklından geçenleri, hatırladıklarını okuyoruz. Anlatıcı bir lokantada otururken geçmişi düşünüyor ve en baştan arkadaşlarının hikayesini de okuyoruz böylece benzer bir zaman kurgusunu Adalet Ağaoğlu' nun " Ölmeye Yatmak" adlı romanında da bulabiliriz. Romanın içeriğine gelecek olursak; öncelikle roman üç kahramandan oluşmaktadır. Glenn, Wertheimer ve anlatıcı. Glenn; varoluşunu gerçekleştirmiş, istediği her şeye sahip olmuş bir adam, bir dahi. Wertheimer ise tam tersi varoluşunu gerçekleştirememiş; ne istediğini bilmeyen küçük insan, bitik adam, çıkmaz sokak insanı. Glenn'in piyano çalışından sonra onun kadar iyi olmadığını anlayınca çok sevdiği kariyeri mahvoluyor hatta kendi hayatı da. Bundan sonrasında kendisinin kuramsal olarak başarılı olarak gören Wertheimer düşünce bilimine yöneliyor. Glenn ve Wertheimer arasında çokça zıtlık olduğunu da görüyoruz, en gözle görülür örneği ise ölüm şekilleri. Anlatıcı ise bu iki karakterin bir sentezi gibi görünüyor romanın başlarında. Glenn' i överken, Wertheimer' ı içten içe küçümsediğini görüyoruz ancak sonradan Wertheimer' da eleştirdiği pek çok şeyin kendisinde de olduğuna şahit oluyoruz. Glenn' in olmak istediği kişi,Wertheimer' in ise olduğu kişi olduğunu fark ediyoruz. Aslında romanın başından beri iki yüzlü davrandığını anlıyoruz. Eğer hayat, ölüm ve varoluşa dair düşünceler okumayı seviyorsanız bence "Bitik Adam" okumanız gereken kitaplardan bir tanesi olmalıdır.
Bitik AdamThomas Bernhard · Yapı Kredi Yayınları · 20261,923 okunma