Kişinin aklını yitirmesi bir nöbetçinin nöbet yerinde ölmesi gibi bana onurlu görünüyor. Ama beklemek, bu deliliğin yavaş ve şaşmaz biçimde yaklaşması, uçuruma birdenbire düşüşün önceden hissedilmesi, harap olmuş beynin dayanılmaz acısı...
Duyguların, düşüncelerin, ıstırapların ve dehşetin bu eşzamanlılığı beni dayanaktan yoksun bırakıyor, dalgalarda köpük, kasırgada toz misali... Olağandan zorla koparıyor beni ve her sabah çılgınlığın kara uçurumunun kıyısında havada asılı kaldığım korkunç bir an oluyor. Onun içine düşeceğim, düşmeliyim.
Kafama bir dokun, ne kadar ateşli. Adeta yanıyor. Ama bazen soğuyor ve içindeki her sey donuyor, uyuşuyor, ölü, ürkütücü bir buza dönüşüyor. Çıldırmış olmalıyım.