Bütün gün, mesleğinin her an iki ayağını bir pabuca sokan eziyetlerine, ders verirken kulağını trmalayan ahenkten yoksun seslere, rastgele akorlara ve müzikallikten uzak zorlama tınılarına uysallıkla katlanmak zorunda kaldığı için, o saatlerde yoğun bir dinginlik ihtiyacı hissederdi ve günün şiddetiyle biriken bütün o algılar sessizce çözülüverirdi.
Erika bu gündüz düşlerinde kendi kendine açılmayı severdi, çünkü ruhu, dile getirilemeyen sözcüklerin basıncıyla, olgunlaşan meyvelerinin ağırlığını zor taşıyan bir ağaç dalı gibi sarsılıyor olsa da, așırı denebilecek utangaçlığı, başkaları karşısında ruhsal yaşantısına dair bir imada bile bulunmasına izin vermezdi.
Bazen sımsıkı kapalı ağzının kenarında aniden hıçkırmış gibi beliren yabanıl bir çekilme, sözlere dökemediği dizginsiz bir özlem duyduğunu ele verirdi ve içinde bir mücadelenin, bir boğuşmanın geçmekte olduğunu, ince ve solgun dudaklarındaki belli belirsiz bir çizgi belli ederdi sadece.