nasıl bir kuş ki bu?
— Zemberekkuşu gerçekten var. Neye benzediğini ben de bilmiyorum, Hiç görmedim. Onun hakkında
bildiğim tek şey, ötüşü: ki kii kiii! Bir ağaç dalına konuyor ve düzenli olarak dünyanın zembereğini
kuruyor. O olmasa dünya işleyemeyecek. Kimse bilmiyor bunu. Dünyadaki insanlar sanıyorlar ki
dünya dev boyutlu, karmaşık, göz kamaştırıcı bir mekanizma sayesinde çalışıyor. Ama öyle değil.
Aslında zemberekkuşu her yere gidiyor ve bulunduğu yerde, dünyayı işleten küçük çarkları yavaş
yavaş kuruyor. Mekanik bir oyuncağa benzeyen çok basit bir kuş. Ama mekanizması, tümüyle
zemberekkuşuna özgü.
Nefret, uzun, kara bir gölgedir. Çok zaman, nefret eden kişi bile nereden geldiğini bilemez. İki yanı
keskin bir kılıca benzer. Karşınızdakine şiddetle indirirseniz, kendinizi kesersiniz. Bu da ölümcül
olabilir. Ama ondan kurtulmak kolay değildir. Rica ederim, Bay Okada, dikkatli olun. Çok
tehlikelidir. Bir kez yüreğinize kök saldı mı, nefretten kurtulmak dünyanın en zor işidir.
Ve o gün Ankara’daki ölüm, ağlamayı dahi yasaklayan cinstendi. Haberi ilk veren spiker, huzurundan edildi.* Mezarlığa ilk giden genç tutuklandı. Sokakta ilk bağıran kadın, alınıp götürüldü.
Ve binlerce insan yeraltı yatağında akan bir dere gibi içinde yaşadı duygularını.
— Söylesene, Zemberekkuşu, dedi May Kasahara, hafifçe öksürerek.
— Neyi?
— İnsanlar eğer sonsuza dek yaşasalardı, hiç ölmeselerdi, hep bu dünyada sağlıklı ve yaşlanmadan
kalabilselerdi, sence gene de, düşünmek için kafa patlatırlar mıydı, şimdi bizim yaptığımız gibi? Biz,
görüyorsun ya, her şey üzerinde düşünüyoruz az çok: felsefeydi, ruhbilimdi, mantıktı. Dindi,
edebiyattı. Ölüm olmasaydı eğer, acaba bu düşünceler, bu karmaşık kavramlar bu dünyada var olurlar
mıydı? Merak ediyorum...