1963 yılında bir adam, insanlık tarihinin en etkileyici sırlarından birini keşfetti.
Onun adı Joseph Murphy’di.
1898 yılında İrlanda’da doğdu ve yoksul koşullarda büyüdü.
Onun zihnini sürekli meşgul eden tek bir soru vardı:
Neden bazı insanlar hayatta ilerlerken, bazıları sürekli mücadele etmek zorunda kalıyor?
Cevapları aramak için Amerika Birleşik Devletleri’ne taşındı ve felsefe, psikoloji ile spiritüellik üzerine çalıştı.
Kadim bilgileri modern bilimle birleştirdi ve basit bir gerçeği keşfetti:
Bilinçaltın yalnızca anıları depolayan bir yer değildir.
O, hayatının kontrol merkezidir.
Sağlığını, maddi durumunu ve ilişkilerini etkiler.
Fakat bilinçaltıyla ilgili en çarpıcı gerçek şuydu:
Bilinçaltı ayrım yapmaz.
Ona ne verirsek kabul eder, olumlu veya olumsuz.
Murphy’ye göre bilinçli zihnimiz hayatımızın yüzde beşinden daha azını yönetir.
Bilinçaltı ise yüzde 95’e kadarını kontrol eder.
O bu mekanizmayı bir “anahtar” olarak tanımlıyordu.
Bilinçaltımıza derin şekilde yerleştirdiğimiz her şey, zamanla gerçekliğimizde görünmeye başlar.
Bunun kanıtı olarak, doktorların yalnızca birkaç haftalık ömrü kaldığını söylediği bir adamın hikâyesini anlattı.
Adam pes etmek yerine her gün kendisini sağlıklı olarak hayal etti.
Ve tüm tahminlere rağmen hayatta kaldı.