Dünya Descartes'ta, Berkeley'de ve Kant'da olduğu gibi Schopenhauer'de de zihnimiz ile var olur. Kitabın genel altyapısı, Hegel'e yergi, Kant'a övgüdür. Fizikçiler ise bu kadar açıklığa kavuşturulmuş bir dünyada hala başka açıklamaları filozofların yaptığı gibi metafizik ile aramayı saçma bulur ve metafiziği küçümser. Fakat bu nesnel felsefe yapmanın tek yanlılığı ve bilen özneyi araştırma konusu yapması er ya da geç kendini dışa vuracaktır. Schopenhauer işte bu kitapta, insan zihnini iki parçada inceler, ilki öznel açıdan, ikincisi nesnel açıdan. Öznel kısımda metafizik ile zihnin ve bununla beraber zamanın felsefesini yapar. Bölümleri kısaca özet geçeyim.
Öznel kısım zaman kavramı üzerinden başlıyor. Schopenhauer kitap genelinde yaptığı gibi bu konuda da Kant'a başvurur. Kant'ın keşfi olan zamanın idealliği mekaniğe ait olan atalet kanunudur. Saf zaman fiziki bir değişiklik meydana getiremez. Zaman fiziki değildir, transandantal olarak idealdir, kökeni şeylerde değil bilen öznenin kendisindedir. Zaman sonsuzluğun tam zıttıdır. Zamana bölünmüş bir sonsuzluk diyebiliriz, yani eğer sonsuzluk olmasaydı zaman da olmazdı. Bu Spinoza'da, Skolastiklerde, Platinos'da, Kant'ta ve Platon'da da bulunur. Zaten zaman bütün dünya manzarasının asıl temelini oluşturur. Eğer böyleyse hepimiz aynı rüyayı görmekteyiz ve haddizatında o rüyayı gören de tek bir varlıktır. Zaman bütün tasavvurlarımızın koparılamaz bir parçasıdır, zihnimizde her şeyi biri diğerinden sonra gelecek şekilde canlandırmaktan kendimizi alamayız. O halde zaman zihin dışının temelidir. Schopenhauer bunun üstüne mekana geçer. Mekan zihnimizin kendisine aittir ve bütünleyici bir cüzüdür. Çünkü onu asla yok edemeyiz, sadece onu boşaltabiliriz. O bizim bütün tasavvurlarımızın gerçek temeli ve ilk şartıdır. Zaman ve