Platon der ki:
Aşırı özgürlük yahut toplumsal düzensizlik (kaos), halkı korkutur.
Ve halk, bu korkudan kurtulmak için sonunda güçlü bir liderin, yani tiranın eteğine yapışır.
Netflix’te pandemi döneminde "La Valla" diye bir dizi yayınlanmıştı.
Dizi, 2045 sonrası İspanya’sını konu alan distopik bir evrende geçiyor. Üçüncü Dünya Savaşı sona ermiş, doğal kaynaklar tükenmiş, demokrasiler çökmüş, Noravirus isimli ölümcül bir virüs insanlığı tehdit eder hâle gelmiştir. Madrid, "La Valla" adlı devasa bir beton duvarla ikiye bölünmüştür.
Duvarın bir tarafı Sektör 1’dir:
Rejim yetkilileri, zenginler ve ayrıcalıklı sınıf burada yaşıyor. Sektör 1’de temiz su, elektrik, gıda ve en önemlisi güvenlik vardır. Her şey steril, kontrollü ve korunaklıdır.
Diğer taraf ise Sektör 2:
Halkın geri kalanının terk edildiği, yoksulluğun, açlığın, hastalığın ve sıkı askerî denetimin hüküm sürdüğü açık hava hapishanesidir.
Korku içindeki halka rejim şöyle der:
"Sizi virüsten ve açlıktan yalnızca biz koruyabiliriz. Ama bunun karşılığında tüm özgürlüğünüzü bize vereceksiniz.".
Halk, hayatta kalmak uğruna tiranlığı kabul ediyor.
Platon’un dediği gibi: Kaos, tiranı doğurur.
Platon’a göre tiran sahneye bir canavar gibi çıkmaz.
Kendini bir "prostater", yani "koruyucu" olarak sunar.
Demokratik çözülme yahut kaos ortamında halk, zenginlere ve dış tehditlere karşı bir "halk adamı" arar. Lider, "Sizi ben koruyacağım" diyerek meşruiyet kazanır.
La Valla’da da rejim gücünü bu söylemle kuruyor:
“Bariyerin dışı ölüm, içi yaşamdır. Yaşıyor olmanızı bize borçlusunuz.”
Yani tiran, halkın korkusunu sermaye yapıyor.
Virüs korkusu, tiranlığın sermayesidir.
Korku bittiği an, rejimin meşruiyeti çöker.
Platon’a göre tiranlığın ileri aşamasında tiran, kendisini iktidara taşıyan halka ihanet eder. Artık onları özgür