Hayaller Paris Gerçekler Bitlis
9/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2026 210. kitabı
André Gide tarafından yazılan Isabelle, gerçek ile hayal arasındaki farkı sorgulayan kısa bir romandır. Genç araştırmacı Gérard Lacase, akademik çalışmalar yapmak için eski ve gizemli bir yer olan Quartfourche Şatosu'na gider. Burada küçük bir çocuk olan Casimir ile tanışır ve Casimir'in annesi Isabelle'in portresini görür. Portredeki bu gizemli kadına hiç tanımadan âşık olur. Isabelle hakkında duyduğu hikâyeler ve kendi hayal gücüyle onu kusursuz bir kadın olarak idealize eder. Platonik bir aşk yaşar bu hayranlıkla. Ancak Isabelle'i gerçekten tanıdığında, zihninde yarattığı mükemmel kadın ile gerçek Isabelle arasında büyük bir fark olduğunu fark eder. İsabelle büyüleyici biri değil hatta sıradan ve çok bencil bir kadındır. Böylece Gérard, insanların çoğu zaman gerçek kişilere değil, kendi hayallerinde oluşturdukları imgelere âşık olduklarını anlar. Çoğunlukla bir şeyin hayali kendisinden daha güzeldir
Isabelle (Cep Boy)André Gide · Karbon Kitaplar · 20221,689 okunma
8/10
·528 syf.··
Beğendi
·
2026 72. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 25 Mayıs 2026 00:10
Herkese selamlar Bugun size kalemini cok sevdigim sevgili @pinarsalmnn in yeni serisinin ilk kitabi olan #kızılgerdan yorumu ile geldim. Seri uzun zamandır radarimdaydi, ancak bagimsiz okunuyor da olsa devam kitabındaki karakterleri ilk kitapta merak edecegim korkusuna baslayamiyordum. Nihayet ikinci kitap çıkmışken baslamak lazim dedim ve iyi ki de oyle yapmisim. Cok severek okudum. Hic bir sey olmasa bile Ali Cihan icin okunur, erilir, bitirir yani Sakli serisinin bende yarattığı duygu yoğunluğunu elbette bu kitapta bulamadım. Cunku istemsizce Balca ile Erva kıyaslaması yaptim. Her ne kadar ikisinin farkli karakterlere ve farkli hikayelere sahip oldugunu bilsemde kafamdan bir turlu Erva'nin askinin büyüklüğünü gideremedim. Dolayisiyla pozitif ayrımcılık ile Erva'dan sebep Balca'ya oyle cok bağlanamadım. Bunda biraz da Balca'nin kafasına buyruk yani beni cekmedi. Tamam cok esaslı, hakikatli, inandıkları doğrultusunda hareket eden biriydi. Ama iste...! Fakat Ali Cihan oyle mıydı? Ayyy adama ba-yil-dimmmmm. Bu kitapta da favori karakterim Ali Cihan oldu Nasil guzel sevdi, korudu, sahiplendi. Adamin tipiyle tarzi cok uyumluydu bence, guzel yazilmisti. Gerçek hayatta boylesi olsa bir yere kapatilmali Balca ve Ali Cihan'in 7 yıllık görmeden platonik aşklarının uzerine bir karsilasma anlari var, Ali Cihan'in Balca'nin karsisina bir cikisi var, offff Kitabin iki yönlü anlatimi, yer yer betimlemelerinin bulunmasi, surekli bir aksiyon halinde olmasi kisimlarini sevdim. Biraz uzundu ama artik bu durum bence yerli yazarlarimizin drami bolca hissettirme aliskanligindan. Dizilerde de, sinemada da, kitaplarda da bu hep boyle, alistik yani Simdi sirada Gok Kuzgun var. Balca'nin abisi Yalvac ile hayatinin şokunu yasadigi arkadaşı Nazli'nin anlasmali evlendigi hikayeyi konu
Kızıl GerdanPınar Salman · Pukka Yayınları · 2025204 okunma
Reklam
Puan vermedi·319 syf.··
2026 92. kitabı
Vadideki Zambak, çocukluğunda sevgisizlik ve katı bir disiplinle büyüyen Felix ile kendisinden yaşça büyük, mutsuz bir evliliğin içinde sıkışıp kalmış Henriette arasındaki imkansız, platonik ve ruhani aşkı anlatır. Honoré de Balzac, Fransa'nın büyüleyici Indre Vadisi'nin fonunda geçen bu en ünlü eserinde, toplumsal ahlak kuralları ile kalbin arzuları arasında sıkışan bir kadının yaşadığı içsel azabı ve fedakarlığı inceler; realizm akımının gücüyle insan psikolojisinin en kuytu köşelerini, tutkunun yıkıcı ve kutsal doğasını derinlemesine gözler önüne serer.
Vadideki ZambakHonore de Balzac · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202552,9bin okunma
9/10
·319 syf.··
Beğendi
·
2026 51. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 21:06
VADİDEKİ ZAMBAK (Roman) HONORÉ DE BALZAC 1799-1850 yılları arasında yaşamış, realizm (gerçekçilik) akımının en etkili temsilcilerinden biri kabul edilen Fransız yazar Honoré de Balzac’ın başyapıtlarından Vadideki Zambak romanıyla hem yazarı hem de eserini tanıma yolculuğumuza devam ediyoruz. Vadideki Zambak, gerçekleşmeyen bir aşkın insan hayatını nasıl şekillendirdiğini anlatan etkileyici bir romandır. Aşkın yalnızca kavuşmak olmadığını; bazen vazgeçmek, beklemek ve fedakârlık yapmak anlamına geldiğini son derece zarif bir şekilde ortaya koyar. Bu yönüyle aşkı en hüzünlü ve en ince biçimde anlatan romanlardan biri olarak değerlendirilebilir. Romanın başkahramanı ve anlatıcısı Félix’tir. Çocukluğunda annesinden sevgi görmemiş, yalnız ve kırılgan bir karakterdir. Annesinin zoruyla katıldığı bir davette evli ve aristokrat bir kadın olan Henriette ile tanışır ve ona derin bir aşkla bağlanır. Henriette ise Kont de Mortsauf ile mutsuz bir evlilik sürdürmektedir. Ruhsal olarak Félix’e yakınlık duysa da ahlaki değerleri ve toplumsal sorumlulukları nedeniyle duygularını bastırır. Roman boyunca Félix ile Henriette arasında yoğun fakat platonik bir aşk yaşanır. Eserde tutku ile görev arasındaki çatışma, ideal aşk, fedakârlık, toplumsal baskı ve insan ruhunun karmaşıklığı son derece gerçekçi bir dille işlenmiştir. Félix’in hayatına daha sonra giren İngiliz kadın Lady Dudley ise Henriette için hem fiziksel aşkın hem de kadınlık kimliğinin farkına varılmasını sağlayan güçlü bir rakip olarak karşımıza çıkar. Anlatıcı, yaşananları mektup tekniğiyle aktarır. Romanın sonunda ise Félix’in hayatındaki üçüncü bir kadın devreye girer. Bu kadının Félix’e yazdığı mektupta Henriette ve Lady Dudley daha gerçekçi bir bakış açısıyla değerlendirilir. Üstelik bu değerlendirmeler, bir
Vadideki ZambakHonore de Balzac · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202552,9bin okunma
8/10
·392 syf.··
2026 43. kitabı
Sydney Denik, geçmişinde büyük kayıplar yaşamış genç bir yüksek lisans öğrencisi. Kariyerine yön verecek bir fırsat olarak gördüğü Vancouver Adası'ndaki Madrona Vakfı'nda mantarlardan faydalanarak Alzheimer araştırmaları yapan seçkin bir programa katılıyor. Ancak adaya adımını atar atmaz gariplikler oluyor. Bir öğrenci kayboluyor, kimse bunu önemsemiyor, ormanda açıklanamayan olaylar yaşanıyor, hayaletler dolaşıyor ve ölü hayvanlar ortaya çıkıyor.Sydney hem bu gizemleri çözmeye çalışıyor hem de vakıftaki gizemli psikoloğa hocasına karşı rüyalarına girecek kadar platonik duygular besliyor.Tekinsiz atmosfer, açıklanamayan olaylar ve vakfın gizemli profesörü Kincaid, Sydney'yi hiç beklemediği bir dünyanın içine çekiyor.Bir yandan vakfın karanlık sırlarını çözmeye çalışırken diğer yandan Kincaid ile arasında oluşan güçlü çekime karşı koyamayan Sydney, kendisini tehlikeli bir oyunun tam ortasında buluyor. ​Karanlığın içinden doğan bu tehlikeli çekim ve sırlar, Sydney’nin hayatını nasıl etkileyecek? ​Kitapta kader, kaçınılmazlık, geçmişin yükü, fedakarlık ve tutku gibi temalar işlenmiş. Yazarın dili oldukça sürükleyici, betimleyici ve karanlık atmosferi iliklerinize kadar hissettirecek cinsten güçlü. Sanki tekinsiz, sisli bir ormanda karakterlerle birlikte yürüyor ve her köşe başında neyle karşılaşacağınızı bilmeden ilerliyormuş gibi okuyorsunuz. Sydney’nin hissettiği o çaresizlik ve gerilim ilk başta insanı ürkütse de, Kincaid'in hayatına girmesiyle bu karanlığın içindeki gizem sizi tamamen cezbetmeye başlıyor. Araya giren smut sahneler beni rahatsız edecek kadar detaylıydı ve açıkçası hikâyeye çok katkı sağladığını düşünmüyorum. Son sayfalarda ortaya çıkan gerçeklerle birlikte tüm parçalar birleşti.Yazarın bu tekinsiz dünyayı yaratırken kurduğu psikolojik derinlik,
Ölümcül KonularKarina Halle · Nox Yayınları · 202554 okunma
10/10
"Bir şeyleri yok olmaktan kurtarmak için ümitsizce çabalayarak çölleşen hayatında vaha yeşertmek isteyen yalnız bir adam..." ________𓅪________ Söze şöyle bir girizgah yapayım: Elimizdeki bu kıymetli eser, bir biyografi zannedilip rafa kaldırılacak türden soğuk bir kitap değil ; aksine, biyografinin roman sanatıyla, tarihin kurguyla raks ettiği, kelimelerin notalara dönüştüğü bir “ateş denizi” Tahmin edersiniz ki ismiyle müsemma. Beşir Ayvazoğlu, Ateş Denizi ile okuru 1930’ların İstanbul’una, o gri, buhranlı ama bir o kadar da derinlikli kültür atmosferine götürüyor mütemadiyen. Şunu en başta söylemek lazım ki, anlatılanlar tarihi gerçekliklerin üzerine bina edilmiş olsa da , karşımızdaki eser klasik bir biyografi değil; güçlü bir kurgu ve muhteşem bir senaryo. Galip Tahiroğlu’nun Tanburi Cemil Bey’in hayatını yazma serüveni, aslında kendi varoluş sancılarını ve bir devrin kapanışını izlediği bir aynaya dönüşüyor. Gönül rahatlığıyla ve altını çizerek söyleyebilirim ki ; Rafet Elçi’nin Şair romanından sonra, kurgusal derinliği, metin içi malzemenin işlenişi ve dönemin ruhunu yansıtmadaki ustalığı bakımından elimizdeki en sağlam, malzemesi en kavi romanlardan biri diyebilirim ve dedim.. Eser, sadece bir müzisyenin hayatını değil, bir medeniyetin musiki üzerinden nasıl “fena fi’l-musikî” olduğunu da usul usul fısıldıyor kulağımıza. Kitaptaki şahsiyetlere şöyle bir göz atalım, tabiri caizse şampiyon ligi gibi bir kadro var: Romanın merkezinde, Üniversite Reformu ile “kadro dışı” bırakılmış, küskün ama mağrur bir münevver olan Galip Tahiroğlu var. Galip, sadece bir anlatıcı değil ; aynı zamanda o devrin arada kalmış ruhunun da temsilcisi. Onun hayatına giren ve çıkanlar ise adeta bir resmî geçit töreni gibi: Galip’in büyük aşkı ve nişanlısı Devran,
Ateş DeniziBeşir Ayvazoğlu · Everest Yayınları · 2021202 okunma
Reklam
Reklam