Kaçırılan küçük bir kız (Kathy), 15 ay sonra sabaha karşı yolda tek başına yürürken bulunuyor… Ailesine haber veriliyor, polisler ondan bilgi almak için bekliyor… ama Kathy hiç konuşmuyor.
Yaşadığı travma yüzünden tamamen suskun. Herkes onun ne yaşadığını öğrenmeye çalışırken devreye çocuk terapisti Robin Hart giriyor. Ve Kathy’nin neler yaşadığı, neler gördüğü yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlıyor.
Kathy konuşmuyor ama oyuncaklarla oynarken, bebek evinde sahneler kurarken, küçük hikâyeler yaratırken aslında korkunç şeyleri yeniden canlandırıyor. Ve bu sahneler gerçekten tüyler ürpertici. Asıl olay da Robin’in dikkati sayesinde başlıyor. Kathy’nin verdiği mesajların bir seri katilin zihnine açıldığını, işlenen cinayetleri hatta belki de işlenecek olanları temsil ettiğini fark ediyor.
Beni kitapta en çok sinir eden şeylerden biri şu oldu: herkes Kathy’nin bulunmasına odaklanmış ama kimse onun ne yaşadığını gerçekten görmek istemiyor. Kasabanın tavrı sanki çocuk bunca zaman kayıpmış gibi değil de tatilden dönmüş gibi… Herkes eski Kathy’yi bekliyor. Bu yaşanılanları görmezden gelme hali gerçekten sinir bozucuydu.
Robin tarafında ise ayrı bir sinir krizi var. Bir terapist olarak daha sağlam durmasını beklerken annesiyle olan o sağlıksız ilişkisi insani deli ediyor. Annesi tam anlamıyla yorucu, ilgi bağımlısı ve her şeyin merkezinde olmak isteyen bir karakter. Robin’in buna karşı koyamaması bana resmen terzi kendi söküğünü dikemezmiş dedirtti.
Kitapta en sevdiğim kısım kesinlikle terapi seanslarıydı. Kathy’nin oyuncaklarla kurduğu o küçük dünyalar, başta sadece travmanın bir yansıması gibi duruyor. Ama detaylar açıldıkça işin aslında çok daha karanlık bir yere bağlandığını görüyorsun. O noktadan sonra tempo gerçekten yükseliyor.
Sadece, Robin ve polisin oyuncaklardan