Bir Çin Mantısının İmparatorluk Macerası ve Salaklığı
6/10
·280 syf.··
Beğendi
·
2026 70. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 14 Mayıs 2026 17:36
Konusu: Larriet Belois, sıcak bir yaz günü giyotinin altında hayata gözlerini yumar. Ailesi, yeni İmparator tarafından vatana ihanet gerekçesiyle acımasızca katledilmiş ve en sona da o bırakılmıştır. Larriet ölürken İmparator Lupert'a lanet eder ama gözlerini yeniden açtığında kendini cennette değil, geçmişe dönmüş bir vaziyette bulur. (Biliyorum, bu konu artık bayıyor ama yapacak bir şey yok; yazarı, çizeri ben değilim sonuçta.) Larriet durumunun farkına vardıktan sonra gelecekte nasıl kendini ve ailesini hayatta tutabileceğini düşünmeye başlar ve çözümü ileride imparator olacak çocukla, yani Lupert'la çok yakın bir ilişki kurmakta bulur. Eğer kendini yeterince sevmesini sağlarsa onun elinden gelecek olan ölümü engelleyebileceğini düşünür fakat işler sandığı kadar kolay hallolmayacaktır elbette. Çünkü Lupert, henüz çocuk olduğu o dönemde kendisini destekleyebilecek kimsesi olmadığından ötürü diğer kardeşleri tarafından bir tehdit olarak görülmemek adına hayatını bir kız olarak sürdürmektedir. (Çünkü Lupert ve abisiyle ablasının anneleri farklı, ayrıca Lupert'ın annesi alt tabakadan bir dansçı olduğu için de işi ayrıca zor.) Larriet ise ailesinin tüm itirazlarına rağmen bir şekilde saraya gitmeyi başarır ve kimsenin sevmediği en küçük, güçsüz prensesin nedimesi olmak istediğini söyler. Bu şekilde, her ne kadar Lupert'tan nefret etse de en başından itibaren onu destekleyecek ve ileride de kendisine merhamet etmesini umacaktır. Şimdi ben bu webtoonu daha önce okudum. Tabii o zamanlar hâlâ devam eden bir seriydi. Sonunda tamamlandığı için de tekrardan okumak istedim. Bu arada hikâyeyi internetten fansub çevirileri ile okuduğumu da belirtirim; yani herhangi bir ad, vs. farklılığı varsa suçlusu kesinlikle ben değilim. Aslında 폐하, 또 죽이진 말아주세요 1폐하, 또 죽이진 말아주세요 1 (Your Majesty, Please Don't Kill
1000Kitap
폐하, 또 죽이진 말아주세요 1Eclair · 파인툰 [FineToon] · 202217 okunma
Puan vermedi·380 syf.··
2026 58. kitabı
Kaçırılan küçük bir kız (Kathy), 15 ay sonra sabaha karşı yolda tek başına yürürken bulunuyor… Ailesine haber veriliyor, polisler ondan bilgi almak için bekliyor… ama Kathy hiç konuşmuyor. Yaşadığı travma yüzünden tamamen suskun. Herkes onun ne yaşadığını öğrenmeye çalışırken devreye çocuk terapisti Robin Hart giriyor. Ve Kathy’nin neler yaşadığı, neler gördüğü yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlıyor. Kathy konuşmuyor ama oyuncaklarla oynarken, bebek evinde sahneler kurarken, küçük hikâyeler yaratırken aslında korkunç şeyleri yeniden canlandırıyor. Ve bu sahneler gerçekten tüyler ürpertici. Asıl olay da Robin’in dikkati sayesinde başlıyor. Kathy’nin verdiği mesajların bir seri katilin zihnine açıldığını, işlenen cinayetleri hatta belki de işlenecek olanları temsil ettiğini fark ediyor. Beni kitapta en çok sinir eden şeylerden biri şu oldu: herkes Kathy’nin bulunmasına odaklanmış ama kimse onun ne yaşadığını gerçekten görmek istemiyor. Kasabanın tavrı sanki çocuk bunca zaman kayıpmış gibi değil de tatilden dönmüş gibi… Herkes eski Kathy’yi bekliyor. Bu yaşanılanları görmezden gelme hali gerçekten sinir bozucuydu. Robin tarafında ise ayrı bir sinir krizi var. Bir terapist olarak daha sağlam durmasını beklerken annesiyle olan o sağlıksız ilişkisi insani deli ediyor. Annesi tam anlamıyla yorucu, ilgi bağımlısı ve her şeyin merkezinde olmak isteyen bir karakter. Robin’in buna karşı koyamaması bana resmen terzi kendi söküğünü dikemezmiş dedirtti. Kitapta en sevdiğim kısım kesinlikle terapi seanslarıydı. Kathy’nin oyuncaklarla kurduğu o küçük dünyalar, başta sadece travmanın bir yansıması gibi duruyor. Ama detaylar açıldıkça işin aslında çok daha karanlık bir yere bağlandığını görüyorsun. O noktadan sonra tempo gerçekten yükseliyor. Sadece, Robin ve polisin oyuncaklardan
Please Tell MeMike Omer · Thomas and Mercer · 20232 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·112 syf.·
2026 30. kitabı
Please, dedi, beni kesin bilgi sahibi insanlarla karşı karşıya bırakmayın, korkunç bir şey bu. s.101. Temmuz ayında Lizbon'da öğle vaktinde bir şairi bekler roman kahramanımız. Bu bekleyiş gece yarısına kadar sürer. Zaman geçmez, beklenen gelmez. Kimdir bu beklenen peki? Pessoa'ya benzeyen şairdir. Niçin Pessoa peki? Bunun cevabı Antonio Tabucchi'nin Fernando Pessoa'ya olan hayranlığında gizlidir. Tabucchi'nin "Pessoa'nın Son Üç Günü" kitabında da Pessoa'nın hastanedeyken yarattığı roman karakterleri yazarı ziyarete gelir. Bu Pessoa hayranlığı yine Requiem isimli kitabın da devam ediyor. Sıcak bir yaz günü Lizbon'da roman kahramanımız, hem yaşayan insanlarla hem de ölülerle vakit geçirir. Hayal ve gerçek birbirine karışır. Tadeus kitapta önemli ölü karakterlerden biri. Bazen kendi iç sesiyle konuşan karakterimiz bazen yaşayan bazen de ölülerin ağızlarında birtakım düşüncelerini dile getirir. Sürreal ve sembolik bir dünyada gezinirken Portekiz'in kültürüne de tanık olur okuyucu. Özellikle Portekiz yemekleri bu metinde açıklaması ile birlikte verilmiş. Dingin bir metin Requiem. Bir nevi Pessoa'ya saygı. Herkes sever mi ? Bilemiyorum. Ben böyle metinleri okumayı seviyorum. Okumak isteyenlere iyi okumalar
RequiemAntonio Tabucchi · Everest Yayınları · 202548 okunma
Puan vermedi·236 syf.··
2026 1. kitabı
8/10 "Ertesi gün hiç kimse ölmemişti." Öyle bir ülke düşünün ki yılbaşı itibariyle ölüm bu ülkeden istifa etsin. Dünyadaki diğer ülkeler buraya imrenerek ya da şaşırarak baksın. Kazalar olsun, hastaneler dolsun taşsın, huzurevlerindeki giden gelen döngüsü bozulsun yeni insanlar gelsin de gelsin. Cenaze levazımatçıları işsiz kaldığı için krala bir önergeyle gitsin ve o önerge evcil hayvanların cenaze işlemlerini düzenlemek üzerine olsun. Kitabın arka arkaya diyalog cümleleriyle ilerlemesi okumayı benim açımdan hafif zorlaştırdı lakin bu üçlemenin iyi kitaplarından biri olacağını söyleyebilirim. "Tüm açık yürekliliğimizle ifade etmek gerekirse, ölüm bunları yaşamaktan evladır." Bir dönüm noktası olarak yoksul sayılabilen nitelikte bir ailenin ölümü yenmek üzere kurguladığı ve başarılı da olduğu büyükbaba ve bebek gömme vakasından sonra tüm ülke bir bir yaşlıları, düşkünleri, hastaları sınırdışına götürmeyen başladı. Hükümet bu olayı engellemek için ajanlar tahsis etti ancak Maphia diye bir kuruluş peyda oldu. Bu grup ölüleri sınırdışına götürüp onları 3 komşu ülkede gömüyordu büyük bir meblağ karşılığında ve ajanlar için pazarlık yapıldı iç işleri bakanı ve başbakan yoğun mesai harcadılar. Bir savaş çıkmadı çünkü kimsenin ölmeyeceği kesindi. Sadece komşu ülkeler bu ölü gömme olayından rahatsızdılar bu da tatlılıkla (!) çözüldü. Sınırdan bir adım atınca ölen insanlar tekrar kendi ülkesine dönecek ve orada gömülecekti. "Kelebeğin yaşamı böceğin ölümünden mi doğmuştu yoksa kelebek de yaşadığına göre ipek böceği hiç ölmemiş miydi." "Hani derler ya yaşamak ve görmek gerek, bu zamana bağlı bir sorundur ve bazı şeyleri görmek nasip olmazsa eğer bu sadece yeterince yaşamadığımızdan olacaktır." Kralın asla hiçbir şeyden haberi olmaması şaşırtıcıydı ne Maphiayı biliyor ne
Alıntı
Ölüm Bir Varmış Bir YokmuşJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınevi · 202015,4bin okunma
10/10
·532 syf.··
Beğendi
·
2026 2. kitabı
Spoil içeriyor He’s the sun, the moon and the stars in the sky. My everything. Ah ne hoş Just admiring your masculinity. Ah bu da çok hoş İki serilik kitabın ikincisiyle başladım. Birincisi The Italian, ikincisi Ferrara. Başlamadan önce yorumlara bir göz attım. Çok fazla yargı vardı. Bu yargılar ne diye kurcalarken dehşete düştüm. Kardeş ilişkisi teması var (korkmayın, kardeş değiller; mideniz bulanmadan okuyabilirsiniz). Yine de okurken insan bir tuhaf oluyor. Hikâye bunların ergenlik aşkı dönemleriyle başlıyor. Çok eşli erkolar yine ön planda. Tipik mafya ihtiyarının iki kadını aynı anda sevmesinden ötürü yaşanan bir sürü olay var. Allah’tan bizim oğlan tam tersi… O çok ama çok âşık bir herif Kitabın özellikle başlarını atlamadan okuyun; çünkü önemli şeyler oluyor.
FerraraT.L. Swan · Independently published · 06 okunma
9/10
·373 syf.··
Beğendi
·
2026 2. kitabı
·
10 saatte okudu
·
Okunma: 05 Ocak 2026 21:39
Marlow and Dylan... I'm hooked from the get go I love this author's writing style. Perfect combination of soft romance and perfect spice... I'll definitely read all of her books from now on starting with completing this series. Marlow is an artist who just moved in next door of Dylan and has a dog named Waffles. Dylan is a single dad who is handsome and billionaire. His daughter Lola aka Ladybug is adorable Dylan has been in love with her from the beginning. However, he holds himself because of the age gap (he is 33 and she is 23) and also Lola is his only priority. Slow burn and the tension of this romance got me from the start and I couldn't stop myself reading it in 9 hours. Everything is perfect. Dylan likes ordering and him saying GOOD GIRL in the bedroom... OMG! The scene in Marlow's art studio I want more about those kind of scenes. Pretty please Him saying SUNSHINE to her and also cooking for her and leaving notes showing how much he cares for her and planting flowers in his garden for her and.... This list goes on like this. Actually, I want a Dylan in my life, too. Marlow is a lucky bitch. I envy her Also, Dylan's mom, Johanna is best at playing matchmaker I really appreciate of her effort in both If you give a Grump Holiday Wishlist and If you give a single dad nanny. I'm curious about what she'll do for her grumpy son, Harrison On the other hand, The grandma in the Windsors series by Catharine Maura is the worst. I hope she dies, BTW.
İf You Give a Single Dad a NannyAnn Einerson · Ann Einerson · 20249 okunma