İş ve uyku arasında mekik dokuyarak yaşayan plongeur'ün düşünmeye zamanı yoktur, dış dünyanın neredeyse farkında değildir. Onun Paris'i otel, metro, birkaç bistro ve yatağı arasına sıkışmıştır. Uzaklaşırsa sadece birkaç sokak öteye, dizine oturup midye yiyecek, bira içecek bir hizmetçi kızla gezmeye gidiyordur. Boş gününde öğlene kadar yatar, sonra üstüne temiz bir gömlek giyer, içkisine kumar oynar, öğle yemeğinden sonra yeniden yatar. Onun için boulot, içki ve uyku dışında bir gerçek yok gibidir, bunların arasında da en önemlisi uykudur.