Hep o yıllardaki ögretmenlerimizi düşünüyorum. Bugünkü ölçülerle anlamak zor oluyor. Işi nasıl kutsal bilmişler. Çalışmayı ve çalıştırmayı nasıl benimsemişler. Yaz aylarında Orta Anadolu'nun bir kırında, tatili, izni olmayan bir okulda, öğrencilerle birlikte, gece gündüz sürüp giden
bir çalışma ... Öyle bir ortam yaratmışlar ki çalışmayınca rahatsız oluyorduk. Kaytaran, işten kaçan arkadaşlarımız en büyük
ayıbı işlerdi. Utanç çukuruna düşerdi. Birlikte çalışmanın, başarmanın, ortaya eser koymanın coşkunlugu içindeydik.
Öğretmenlerimiz, müdürümüz her zaman başımızda olurdu. Bazen onlar da katılırdı çalışmaya. Ya da konuşarak, söyleyerek bizi teşvik ederlerdi. Hani eğitimde amaç "üretim" değildir falan derler ya, bizim amacımız düpedüz üretimdi. Daha çok, daha fazla iş çıkarmaya, verim almaya çalışıyorduk. Okul yaşamın bir parçasıydı. Biz karada yüzme talimi yapar gibi hazırlanmıyorduk, bizzat hayatı yaşıyorduk, hayatın bütün gereklerini yerine getiriyorduk.
Gençlik yılları bir bakıma insan yaşamının en boş geçen, oysa en dolu geçmesi gereken yılları oluyor. Bunu sonradan anlayabiliyor insan.
Köy Enstitüsü Yılları - Talip Apaydın