Şiirlerin ne zaman tesirli oldukları hakkında biraz düşündü. Tedaîler kendisini yıldırım hızıyla çok uzaklara sürüklerken beyninde bir noktanın aydınlandığını sezer gibi oldu: İnsanlar kendi durumlarına uygun bir mısradan, bir beyitten zevk alıyorlar, keder duyuyorlardı. Ayşe kendi gönlünü yokladı: Bu gönül âh u zâr ile doluydu. Şu farkla ki Hamid, kendi âh u zarını bir fırtına çığlığı halinde dünyaya ve zamanlara fırlatabildiği halde Ayşe’nin âh u zarı gönlünün sınırları içinde mahpus kalmaya mahkumdu. Kendisini bu kadar duygulandıran da galiba bir dert ortağının olmayışı, hatta derdini işitecek bir yabancının bulunmayışı idi. Bunu keşfettikten sonra tekrar kitaba daldı:
Gönlüm dolu âh u zâr kaldı...
Bir gönülün âh u zâr ile dolmasının ne demek olduğunu gönlü rahat olanlar anlayamazdı.
Sevgili Mabel,
Çok özledim.
Seni çok göresim geldi.
Sensiz kalmak, sensiz kalmanın nasıl bir şey olduğunu düşünmekten çok farklıymış. Öğrendim bunu Mabel. Dayanılır gibi değil.