Bayağı karışık duygular içerisindeyim. Öncelikle kitabın olumsuz yanlarından bahsedeceğim. Herkesin Anna’yı kötüleme çabası, herkesin Anna’ya yüklenmesi ve birden en yakın arkadaş dediği insanların onu arkasından bıçaklaması bana çok saçma ve itici geldi. Kitapta son 70 sayfaya kadar zor dayandım. Son kulvarda artık duruşmanın sonu gelmişti ve herkes elindeki kartları tamamen ortaya dökmüştü.
Kitabın sonundaki ters köşe çabası beni etkilemedi. Çabası diyorum çünkü ters köşe bile sayılmazdı. Zaten yazarda net bir şekilde ‘Katil bu!’ dememişti. Ufacık bir ipucuyla siz katili anlıyorsunuz. Ben katilin daha farklı bir kişi olmasını ya da cinayetin daha farklı ve ilginç bir nedene dayanmasını isterdim. Olayların havada kalmasını hiç sevmem ve bu kitapta öyle olması beni biraz üzdü.
Olumlu yönleri ise; kitaptaki bölüm geçişleri, zaman arasındaki sıçramalar hoştu, dili akıcıydı ve çerezlik diyeceğimiz türdendi. Karakterlerden Gates’i, Lamar’ı ve Lee’yi sevdim.
Kitaptaki mahkeme sahneleri hoşuma gitti. Dekker’ın saldırıları ve Anna’nın takımının onları savuşturması falan baya heyecanlıydı.
Fakat sondaki hayal kırıklığımı giderecek kadar güçlü bir heyecan değildi.
8 puan verdim. Aslında daha düşük vermeyi de düşünüyordum ama kitabın pozitif yanlarına odaklanıp kitabın ne kadar sevmediğim tarafları olsa da genel olarak beğendiğime karar verdim.
Eğer kafa dağıtmak istiyorsanız kitaba şans vermenizi öneririm. Gençlik maceraları, partiler, aşklar, alkoller, yalanlar ve cinayet bu kitapta bolca vardı.
Tehlikeli KızlarAbigail Haas · Yabancı Yayınları · 2017520 okunma
Sahaftan aldığım bir kitaptı ve oradaki kadın, kitabın çok iyi olduğunu, bayıldığını söylemişti. Bende ‘evet, işte polisiye okuyup istediğim aksiyona kavuşacağım.’ diye düşündüm, tabii ki de yanıldım.
Kitap çok basitti. Baya basit. Yani çerezlikti.
Hızlıca okunuyor ama size bir şey katmıyor. Okumasam da olurmuş yani.
Konusu; Buse ya da nüfusa kayıtlı ismiyle Fevzi, önemli birisiyle yaşadığı uzun bir beraberlik sonucunda çekilen fotoğrafları ve yollanan mektupları saklıyor. Mektup ve fotoğrafların peşine düşen karanlık kişiler tarafından öldürüldüğünde, Buse’nin çalıştığı kulüpte patronluk yapan kişi (baş karakterin ismi kitapta hiç geçmiyordu bu da beni baya şaşırttı) cinayeti aydınlatmak, mektuplara ve fotoğraflara herkesten önce ulaşmak ve Buse’nin annesini korumak için kendisini ortaya atıyor.
Kitabın arkasında İstanbul’un Miss Marple’ı dese de alakası yoktu. Baya güldürdü bu yorum beni. Baş karakterimizden zeki adımlar bekliyordum, bir şeyler yapması ipucu bulmasını cinayeti çözmesini ama hiçbirini yapmadı. Sadece normal bir şekilde davrandı. Gerçek bir polisiye kitabının bana hissettirmesi gereken hiçbir şey yoktu bu kitapta. Her şey kendi kendine çözüldü ve bana normal bir polisiye kitabında olması gereken zevki vermedi.
Büyük bir beklentiyle başlamanızı önermem. Hop Çiki Yaya adlı serinin kitaplarından biriymiş, bu seriden başka bir kitap okumayı düşünmüyorum.
Buse CinayetiMehmet Murat Somer · Nar Kitap · 2013178 okunma