poena

poena
@poenap
Ve mahvetmektir arzusu neşeli bir kalbin şarkılı sesini. youtu.be/JJS_NhbkVhw
Her şey bizi daha, hep daha çok kendine çekip sonunda bizi kendinden yoksun bırakmaz mı? Kokularını ve buğularını ancak onlardan vazgeçemeyeceğimiz kadar sunmazlar mı? Varoluş da yerine getirmediği vaatlerle bize öyle yan dönüp bakmaz mı ve biz de kör ve büyülenmiş gibi her şeyimizi ortaya koymaz mıyız?
Edebiyat
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Bir yemeğin tadına, ondan bir parça almadan bakamayız ve kötülük de bir parçamızı almadan bizi ayartmaya çalışamaz. Kendimizi yeniden nasıl kazanırsak kazanalım - yasak olana, ondaki hazzı sezdiğimiz için dokunmuş olmanın gölgesinden kurtulamayız. Yaşam bizleri, günümüzün çok yönlü insanlarını, kargaşasının, oldubittilerinin, gizli hırsının içine öyle çekmiş ki, biz artık bir azize çiçek sunamayız koklamadan.
Hindistan'da aziz tövbekarlara çiçek sunmak çok eski bir adettir. Yalnız, önceden koklanırsa, armağan değerini yitirir.
Edebiyat
Asıl yalan, sözlerin düşüncelerle örtüştüğü, fakat düşüncenin içimizdeki daha derin gerçekle çeliştiği yalandır; ruhumuzun kendi içinde ikircikli olduğu ve aslında inanmadığını bildiği şeye inandığı zaman.
Edebiyat
Yalnızca çirkin kadınlara aşık olan erkekler vardır - kimsenin kolay kolay katılamadığı, kolay kolay anlayamadığı bir arzuya ve hazza sahip olmanın gizli gururu içindedirler; yalnızca çirkin şeylerin resmini yapan ressamlar vardır, zira nesnelere ve ele geçirilebilirliklerine karşı derin kuşkulara düşmüşlerdir ve ancak kakofoninin elemi, çirkinliğin zorbaca tecavüzü gerçeğin gerçekliğine inandırabilir onları - tıpkı laçka olmuş sinirlerin artık sadece acıdan şehvet duymaları gibi, zira yalnızca bu acı onları olabilecek en korkunç yalıtılmışlıktan, yani duyumsanmayan bir dünyada yaşamaktan koruyabilir. Ama çirkinliğin barok süslemeler gibi güzelliğin içine kök saldığını, güzelin değerini ve saygınlığım yitirdiğini henüz hiç kimse iddia etmedi; bu bayrağın örttüğü mühimmat ne kadar çeşitli ve çapraşık olursa olsun - onu daha kimse çekip alamadı, yenilgi görmemiş bir sancak bu.
Edebiyat
Dünyanın en değişken varlığı olan insanın, yaşadığım sürece yalnızca onu seveceğim sözünü vermeye cesaret etmesi, en büyük gaflet değil midir ve kendini hep aynı insan sandığı halde, bugün başka yarın başka biri olan çok katmanlı bir varlığı sevmeyi öğrenemezsek, sonsuz bir acıya gark olmaz mıyız? Sadakatin sınırları içindeki bu sadakatsizlik, vaatlerimizin düşüncesizliğini hak etmediğimiz bir sonsuzlukla ödüllendiren doğanın dahiyane ve lütufkar bir düzenlemesi değil mi?
Edebiyat