Bu kitap, temelde 1984'ü okumak için dikkat süresi olmayanlar için yazılmış 1984’tü bence. Kellemi almaya gelmeden önce, açıklamama izin verin.
Her şeyden önce, Alex ve Winston arasında bariz farklılıklar var. Alex bir tür psikotik anarşist. Gençliğin yaptığı şeyleri yapıyor, bugünlerde bile çoğunlukla sadece yapmayı düşündüğü şeyleri fiile döküyor. Alex avlarına karşı empati, sempati, şefkat hissetmiyor. Sadece onlarla alay eder ve onları inciyor. (Bunun planlı olduğunun, yazarın zalim bir dünya tarafından yaratılmış, ruhu olmayan bir makine yaratmaya çalıştığının farkındayım.) Alex de akranlarından farklı değil. O da en az onlar kadar zalim. İlk başta, zalimliğinin sadece ona özgü olabileceğini düşünüyoruz, ancak hikayenin sonunda, tıpkı kendisinden önce gelen ve ondan sonra gelecek olan tüm gençlerin de onun kadar zalim olacağını söylüyor. Alex kusurlu bir sistemin sonucu ve yine de kendini diğerlerinden daha üstün görüyor. Bence hikayeye başlamadan önce anlaşılması gereken ilk ve en önemli şey, bu hikayenin bir anti-kahramanın kendisini hapiste bulması ve işkence görmesiyle ilgili olmadığıdır. Çünkü bu totaliter bir rejimin hikayesi aslında. 1984'te olduğu gibi, 1984'te olduğu kadar açık olmasa da. Bunu ancak Alex 'tedaviyi' almaya başladıktan sonra görüyoruz.
Öte yandan Winston, daha insana benzeyen bir karakter. Düşünebiliyor, mantığı görüyor ve insanlarda ve dahası hükümette yanlış bir şeyler olduğunu fark ediyor. Rejime karşı çıkıyor, yasadışı sayılan şeyler yapıyor. En kötü suçu işiyor: düşünce suçunu.
Her iki hikayede de bulduğum benzerlikleri sıralayacağım.
Her iki hikayenin de yeni bir dil biçimi var. Otomatik Portakal’da bu dil gençler tarafından yaratılır ve 1984'te ise hükümet tarafından halka baskıyla kullandırılır.
Ana karakterlerin her ikisi de