Hayatım buğulanmış bir ayna gibi karşımda duruyor. O soğuk ıslaklığı siliyorum ve kendimi görüyorum. Öylece duruyorum boşluğun içinde. Ağzımı kıpırdatıyorum, ama ne ben ne başkaları söylediklerimi duyuyor. Sesimi içen ne? Ne yutuyor beni durmaksızın? Yalnızlık hem dudağımı uçuklatıyor hem de davetine kayıtsız kalamadığım görkemli bir saray gibi kapılarını açıyor. O kapılardan herhangi birinden bir kez içeriye adım atınca dışarıya çıkmanın mümkün olmadığını biliyorum. Orada göklerin dili unutulur ve ayrımlar kalkar. Her şey içten ibaret ruhsal bir mekâna dönüşür.