öğleden önce uyanır, öğleden sonra dağda kutsal yürüyüşünü yapan bir hacının
şevkiyle inogaşira parkı'nda gezinti yapardı. havanın güzel olduğu günlerde parktaki banka oturup ekmek yer, sigaraların birini söndürüp diğerini yakarak kitap okurdu.
kerouac'ın romanlarındaki kahramanlardan biri gibi vahşi, havalı ve uçarı nasıl olunabilir, diye düşünür dururdu sumire. ellerini pantolonunun cebine sokar, siyah saçlarını kasıtlı olarak dağıtır, gözlerinde hiçbir sorun olmamasına rağmen dizzy gillespie'ninkine benzeyen kara, plastik gözlüğünü takar, boş boş göğe bakardı. neredeyse her zaman ikinci el bir giysi dükkanından satın alınmış gibi duran bol, balıksırtı ceketini giyer, ayağına da kaba iş botlarını geçirirdi. mümkün olsa sakal da bırakırdı eminim.
aşık olduğu kişi sumire'den on yedi yaş büyüktü ve evliydi. ayrıca eklemem gerek; o da bir kadındı. bu, her şeyin başladığı ve (neredeyse) her şeyin bittiği yerdi.