Lillian onunla daldığı, yuvarlandığı bu duygu denizinden daha güçlü bir denizde hiç yüzmemişti; hiçbir dalga bu arzu dalgalarıyla, hiçbir köpük bu zevk köpükleriyle kıyaslanamazdı. Tenden daha ılık bir kum bulunamazdı; okşayışların kumu ve bataklık kumu. Hiçbir güneş arzu güneşinden daha yakıcı, hiçbir kar, Lillian'ın mavi zevklerde eriyen direnci kadar narin, hiçbir toprak bu et kadar bereketli değildi.
Sonra sırtüstü döndü, uyudu. Hiçbir gürültü, hiçbir dert, tamamlanmamış iş, düzeltilmemiş kusur, yarım kalmış aşk sahnesi, çözülmemiş sorun onu uykusundan edemezdi. Yatağa boylu boyunca uzanır ve unuturdu. Madem kendini yatağa muhteşem bir kayıtsızlıkla bırakmıştı, artık her şey önemsizdi, bekleyebilirdi. O yattığı an, gün sona ermiş demekti.
Yarına sarkacak, taşınacak hiç bir şeyi kalmazdı. Yarın onu yepyeni, taptaze bir gün bekliyordu. Yatağa devrilir, 'şalteri indirirdi. Evet, sırf yatağa devrilerek.