Hiçbir sanatçıda, rahimde dokuz ay kalacak sabır yoktur. Yuvadan bir an önce kaçmalıdır. Sanatçı kendini tamamlama, kendini yaratma saplantısıyla, bir tür cinnetle doğmuştur. Öyle katmanlı ve öyle şekilsizdir ki, özü sürekli parçalanıp dağılır; onu yeniden birleştiren tek şeyse çalışmasıdır. Hayal gücüyle bütün kalıplara dolabilir, kendini çoğaltıp bölebilir; öte yandan, ne yaparsa yapsın, hep ikiye bölünmüş olarak kalacaktır: iki tane."
Bu alışveriş, bu sanat, bu el becerileri sonradan öğrenilemez; parmak uçlarının keşif gücünü, seğiren bir gözkapağının işaretlerini doğru okumayı, bir kirpiğin onayını bile yakalayacak kadar keskin, bir mikroskop kadar güçlü bir gözü, bir sismograf gibi, derinin altındaki ince, mavi sinir uçlarının en küçük titreşimini hissedebilmeyi, iniş çıkışları önceden tahmin edebilme yeteneğini gerektirir; tıpkı yaprakların eğiminden yaklaşan yağmuru, fırtınaların nerede pusuya yattığını, sellerin nereyi tehdit ettiğini, hangi bölgelerden uzak durulması hangilerinin işgal edilmesi, nerenin rahat bırakılıp nerenin zorla alınması gerektiğini kestirebilen bilgeler gibi.
Bedenin ezgisini, temposunu, ritmini duyamayan, arzunun sıçrayışlarını bir balet gibi zirvede yakalayamayan, şefkat ve şehvet akrobasilerine ayak uyduramayan, sessizliklerin sonsuz yararlarını bilmeyen bir erkeğe, hiçbir birincilik ödülü, 'en iyi aşık' madalyası, nişanı ya da diploması, hiçbir okul, yolculuk ya da deneyim yarar sağlayamaz.
Unvanı ne olursa olsun hiçbir mimar onlara, kadınla erkeğe, bedensel yapının tılsımını, büyülü bilgisini veremez. Baştan çıkarma anı, birleşme anı, teslim olma anı geldiğinde, hiçbir laf cambazlığı, erkekle kadının gizli haz kuytularını dolduramaz. Zarif cüretkarlıkların, fethedici zorbalıkların, aşk muharebesinin onlara sağladığı mutlak bilginin yerini hiçbir cesaret madalyası tutamaz.
Onun ruh halini yakalayamayanlar, tekneden inebilirdi. O, üyeliğe kabul eden bir dernek başkanı, bir kabile reisi değildi. Bırak, herkes geçişme yoluyla öğrensin!
Çünkü hiçbir özveri, hiçbir cömertlik o ilk reddedilişin tutuşturduğu ölümcül hıncın ateşini söndüremez. Her çocukta ve suçluda var olan bu inanca göre, açılan yarayı, verilen zararı hiçbir tazminat onaramaz. Bir zamanlar açlık çekmiş biri, dünyadan öcünü salt gereksindiği şeyi çalarak almaz, yerine asla konulamayacak bir şeye, yani yitirdiği inancına karşılık dünyayı sonu olmayan bir haraca da bağlar.