"Keşke insanlar hayatın darbelerini böyle hafif dalgalarla atlatabilseler, ne kadar itilip kakılsalar da güvende olurlardı."
"Bu, sadece duygulardan arınıldığı zaman mümkün olur."
Modern uygarlık, bireyselliği geliştirmek
için mümkün olan her yolu kullanır; bunu yaptıktan sonra da onu yok etmek için elinden gelen her şeyi dener. Her insana birkaç metrekarelik bir alan tahsis eder ve ona, bu alan içinde hayatını istediği gibi sürdürmekte özgür olduğunu söyler. Aynı zamanda, etrafına korkuluklar diker ve pusulanın dışına bir adım bile atmaya cesaret ederse onu, akla gelebilecek her türlü korkunç sonuçla tehdit eder...
Yaşamımın yirminci yılında hayatın değerini anlayabildim. İyilik ve kötülüğün bir madalyonun iki yüzü gibi olduğunu, güneşin aydınlattığı yerde muhakkak
gölgelerin de olacağını yirmi beşimde kavrayabilmiştim. Ve şimdi, otuzumda ise şunları düşünüyorum: Neşenin yeşerdiği yere kasvet muhakkak çökecektir, kahkahaların yankılandığı yerler hıçkırıklara boğulacaktır. Bunları birbirlerinden ayırmaya kalkışmak her şeyi daha da dayanılmaz bir hale sokar.
"Rahat olup olmamak tamamen zihinsel duruma bağlıdır. Hayat, ne düşünürsek odur. Pirelerin olduğu ülkede rahatsızsanız, sivrisineklerin olduğu ülkeye kaçmanın ne anlamı var?
"Ama neden hem sivrisineklerin hem de pirelerin olmadığı bir ülkeye gitmiyorsunuz?"
"Böyle bir ülke var mi?" dedi daha da yaklaşarak. "Eğer öyle bir ülke varsa, bana gösterin. Haydi, gösterin."