Hasan

Hasan
@pourlequipe
Gerçekçi olmaya çalışacağım.
Öğrenci
15 Temmuz 1999
90 okur puanı
Ekim 2017 tarihinde katıldı
Uzun yıllar Almanya'da kalan bir hocam "Almanlar okullarda okutulacak tarih ders kitaplarını basmadan önce Fransızlara gönderiyor. Fransa'nın kurduğu bir komisyon kitabı inceliyor. Eğer Fransızları incitecek bir ifade tespit etmişse, o ifadenin kitaptan çıkarılmasını talep ediyor. Almanlar da bu talebi dikkate alıyor. Aynı şeyi Almanların kurduğu komisyon da yapıyor” demişti. Bu örnek, birlikteliğe gösterilen duyarlılığın vardığı boyutları göstermesi açısından önemlidir. Bizim coğrafyaya baktığımızda ise 1400 yıl önce gerçekleşmiş bazı olaylar hâlâ dün yaşanmış gibi âlimler, hocalar, şeyhler tarafından taptaze tutuluyor. Kendi içinde kavga yapmaya bu kadar istekli olan bir coğrafyadan kan ve gözyaşının eksik olması mümkün değildir. Psikolojik savaşa karşı, algı operasyonlarına ve manipülasyona karşı direnç gösteremediğimiz takdirde, Batı'nın İslâm ülkeleri üzerindeki tahakkümünün sürmesi kaçınılmazdır. Bugün Avrupa Birliği süreci adı altında, hemen her şeyimizin AB standartlarına göre biçimlendirilmesi üzerinde daha derin düşünmemiz gerekir. Batı'ya "Bizi adam yapın” demek olan bu yaklaşımın sahipleri, Batı'yla birlik olabileceğine inanırken, kendi coğrafyasındaki ülkelerle bu işin olmayacağına/olamayacağına ilişkin tezleri sürekli canlı tutmaktadır.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Özgür hiç kimse kendi benzerleri tarafından ülke kanunlarına göre yasal bir şekilde muhakeme edilip hüküm giymeden tutuklanmayacak, hapsedilmeyecek, mal ve mülkünden yoksun bırakılmayacak, kanun dışı ilan edilmeyecek, sürgün edilmeyecek veya hangi şekilde olursa olsun zarara uğratılmayacaktır. Bu madde modern hukuk devletinin ve parlamenter demokrasiye giden yolun başlangıcı olarak yorumlansa da gerçekte, maddede geçen "özgür hiç kimse" tabiri önem taşıyordu. Baronlar bu kavramla, kendi toprakları ve köleleri üzerindeki hakları Kral'a hatırlatıyorlar ve bu maddeyle Kralın kendi üzerlerindeki ekonomik baskısına karşı çıkıyorlardı. Yoksa bu madde baronların ve senyörlerin yönetimi altındaki kölelerin hayatında bir değişiklik meydana getirmiyordu. Diğer bir deyişle "özgür hiç kimse" tabiri baronları, senyörleri, vassalları ifade ediyordu. Chomsky'nin (2015) de ifade ettiği gibi, sözleşmede geçen kavramlar her ne kadar geniş kapsamlı gibi görünse de, kızılderilileri, köleleri ve kadınları kapsamıyordu ve Magna Carta'nın ardından gelen belgelerde de uzun yıllar boyunca kapsamayacaktı.
Gerek Türkiye'de gerekse başka ülkelerde çeşitli baskılar altında bulunan etnik ya da dini gruplar, Batı'nın demokratlığın kriteri olarak gördüğü kimi değerleri sahiplenmesi şartıyla destek görebilmektedirler. İkinci bölümde de açıkladığımız gibi, bu yaklaşım, "senin özgürlüğün, onun da özgürlüğünü savunmakla mümkün olabilir?" prensibine dayandırılmaktadır. Hâlbuki Kur'an “İyilikle kötülük bir olmaz" (Fussilet Suresi: 34) demektedir. Şerle hayr, güzellikle çirkinlik, ıslah ve ifsad eşit değildir.
AIDS'in İsmi Nasıl Değiştirildi? Rondeau eşcinselliği pazarlayan algı yönetmenlerinin eşcinsellik ile negatif kavramların bir araya getirilmemesine özen gösterdiğini vurgularkan ilgi çekici bir örnek vermektedir. AIDS hastalığının ilk kez duyulduğu yıllarda tıp camiası bu yeni hastalığa GRID (Gay Related Immun Disorder) yani Eşcinsellikle İlişkili Bağışılık Sistemi Bozukluğu adını vermişlerdi. Fakat daha sonraları eşcinsellik yanlısı lobilerin baskısı sonucu hastalığın ismi AIDS (Edinilmiş Bağışıklık Sistemi Bozukluğu) olarak değiştirilmişti. Algı yönetmenleri bir ürünün halk tarafından benimsenmesi için o ürünle negatif bir unsurun ilişkilendirilmemesi gerektiğini belirtmektedir. Eşcinselliği pazarlayan algı yönetmenleri eşcinselliği "normal, sağlıklı" bir yaşam biçimi olarak sunmak için eşcinsellikle ilişkili bütün negatif kavramları literatürden kovmuşlardır. Bunu gerçekleştirmek için, bilimsel ve sosyal kontrol araçlarını güçlendirmeye önem vermişlerdir.
Fakat “kadın”, “erkek", "aile", "çocuk", "evlilik", "cinsellik" gibi kavram, kurum ve değerlerin dramatik bir şekilde alt üst olması Kinsey Raporu'ndan sonrasına rastlamaktadır. Kinsey raporlarının yayınlandığı 1950'li yıllara gelindiğinde, bir kaç arkadaşın kendi arasında bile konuşmaktan utandığı konular artık televizyonlarda konuşuluyor, sokaklarda uygulanıyor; her gün bir "tabu" yıkılıyordu. Cinsellik hakkında konuşamamak yıkılması gereken en önemli tabuydu. Kinsey Raporu; cinselliğin yaşanmasının evlilik gibi geleneksel kurumlarla sınırlı olmayabileceği, cinselliğin hemcinslerle de yaşanabileceği, cinselliğin sanılanın aksine yaşla sınırlı olmadığı gibi Amerikan toplumunun bile yüzünü kızartan bilimsel sonuçlar içeriyordu.