Zalimler koltukları ile haşr olunur Âhirete inanan arkadaşı iman ve sâlih amel konusunda ona öğüt vermiş, âhireti inkâr etmenin bir bakıma Allah’ı inkâr etmek olduğunu bildirmiştir. Kehf suresi Mahalleye muhtar olsada gavur muhtar diyordu sabiha teyze ancak hiç bir iktidar kalıcı değildir hiç bir saltanat baki değildir biz saltanatamızın bedelini haa şuradaki asmanın altında yatan iki oğlumun canı ile ödedim Gavur poyraz ise sultanları canından eden Nikris hastalığına tutuldu vücudundaki onca eklem ve kemiğin balon gibi şişmesine rağmen muhtarlık koltuğunu bırakmak istemedi Ankara ise onun bir balona benzediğini görünce bu yaşayan mefta olmuş diyip terkettiler onun ile birlikte devlet kutsaldır iktidarın zalimlerin oyuncağı değildir devlet ve şeriatı kirleten zalimlik ile karar alan palyaçolardır diyince ankara ve şeyhler ulemalar bu anarşiktir diyince idam kararını imzaladılar fakat halk büyük bir isyana kalkışıp muhtar poyraza madem koltuğunu çok seviyorsun o zaman o çok sevdiğin koltuğun ile haşrolunacaksın diyip hükümet binasından koltuğu ile birlikte aşağı attılar peki Ayten hanım ne oldu babası onu pazarda elma satarak alınteri ile büyüttü Küçük bir üzüm ağacı aldılar onu salih ameller ile büyüttüler meyvesini sattılar hasadını topladılar ve taş bir medrese kurdular bizim recep ve beş torun onun kurduğu medresede yetiştiler biz ise günahlarımıza tövbe edip af bekliyoruz
1000Kitap
Günümü anlatıcam çünkü neden olmasın ki nee??
Meyaba yasısın?? Sabah 9.30 ve 10'a alarm kurdum ama 11'e kadar uyudum. Çünkü uyumak istedim. Sonra kahvaltı yaptım. Kurumuş kıyafetlerimi toplayıp hazırlandım. 13.15'te psikolojik danışmanla 16. Seansımızı yaptık. Sonra bi ödevimin çıktısını aldım. Yurda dönüp ödevi bıraktım. Okula dönüp saat dörtteki sınavıma çalıştım. Slaytları bi kere okuyup sınava girdim. Hoca dersten geçelim diye elinden geleni yapmış soruları kolay hazırlamıştı bence. Sınav sonucu açıklanınca itiraf ederim. Sonra merkeze gittim ayakkabıcıya gidip bi tane babet aldım. Merkeze gitmişken parka gitmemek olmazdı parka gidip spor aletlerine bindim sonra salıncakta sallandım. Parkta bi tane prensesle tanıştım. Yanımdaki salıncağa binmişti. Bi tane oğlanla birlikte oynuyolardı abla kardeşler sanmıştım. Meğer arkadaşıymış. Arkadaşının adı Aras'mış. Ama r harfini söyleyemediği ve peltek konuştuğu için Ayaz diyo sanmıştım. Sonunda Aras dediğini anladım. Arkadaşı onu sallarken salıncağa tekme atıyordu. Öyle düşersin ama dedim çocuğa. Prenseste tekme at dedi ama öyle düşer dedim. O da eliyle tekme atsın dedi. Sonra arkadaşını kardeşi sandığımı söyledim. O da kardeşim var benim adı Poyraz dedi. Hmm güzelmiş ismi dedim. Sonra senin adın ne dedim. Elanur dedi. Kulağımda kulaklık vardı Edanur dedim yok Elanur dedi. Sonra salıncak çok büyük bu park bizim çünkü okulumuza yakın dedi. Arkadaşı onu sallamayı bırakmıştı. Sen beni sallar mısın? Dedi. Tabiiki de dedim ve salladım. Ben salladıktan sonra tamam yeter birazda babam sallasın dedi. Kızın bütün özelini döktük. Allah gahretmesin. Kızın yanından ayrılınca "Elanur başa bela bi güzelliğin var dikkat et tatlım" diye içimden geçirmiş olabilirim. Sonra sosyal tesiste bi tost bi de supangle yedikten sonra yurda döndüm. İp atlayıp yürüyüş yaptım. Saat dokuza kadar
1000Kitap
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
BABAMIN MİRASI
İnce belli bir çay bardağı başucumda kum saati Her kum tanesi ömürden bir gün Yetmiş iki yerden kırılır mı bir gönlün takati Bir öncekinden acımasızsa her dün Katli vaciptir beklenen bu son gün. Bassana bağrına şu yaşlı başımı Parmakların dolaşsın saçlarımda Erkek adam nasıl ağlarmış görsünler Ne fark eder ha altmışında ha otuzunda Hep kadınlar mı ağlayacak erkeklerin omuzunda. Sözün bittiği yerdeyim gözümün önünde yüzün Birkaç damla gözyaşı birkaç tutam hüzün Ne kapanmaz yaraymış, birde zaman her derde devadır derler… Oysa ben arasındayken kapanmış gök ile yerler Sevgiden daha çok şefkata ihtiyacım Başımdan büyük dertlerim, darağacına muhtacım Kendime celladım ben verilecek bir başım Elliyi çoktan aştım ama bir çocuk kadar yaşım. Yırtılsa şu göğsüm her kaburgam bir Havva Sura üflenmeden kapanmaz vallahi bu dava. Hakkım varsa helal olsun, ki ram’dım emrine Bir tek onun sevgisi merhem olurdu derdime Ne sevdiğini söyledi ne başımı okşadı Bir kez olsun aferin deyip, benim ile coşmadı Adam olmaz senden derdi hiçbir gün unutmadım Adam olmadım baba yüzünü karartmadım.
Şiir
Yüksek tavanlı taş evlerin içinde ince taş işçiliğiyle yapılmış taş evlerin içinde evleri yazın serin kışları sıcak tutan kalın duvarların ardında yaşayan savurlular hâlâ geleneklere bağlı Atlas dergi sayı 135 haziran 2004 Kırmızı bir perde taş duvar ve yer minderine çökmüş elindeki Kuraanı kerimi okuyordu ilyas amcanın hanımı gözlerinden iki damla yaş damladı o yüce kitabın üzerine tövbe eder gibi bir hali vardı gelin artık Allahtan korkun ona itaat edin tüm mükafatımızı verecek olan ancak âlemlerin Rabbidir diyordu şuara suresi bana döndü bak kızım dedi ne kadar yüksek tavanlı evlerde otursanda Vicdan rahat değilse yüksek tavanlı taş evler üzerine çöker bu evde gavur poyraza ben iki oğlumu verdim şimdi şu asma bahçesinin altında yatıyorlar ben ise beni yakan günahlarıma ağlıyorum Onlar iki kardeşti babalarından iki üzüm bağı miras olarak kalmıştı sabiha kadın üzüm bağını gösterdi bu tarla Yakup dayınındı ancak gâvur abisi elinden aldığı zaman hiç ses çıkarmadık zulme ortak olduk ve binlerce kişiyi üzüm bağlarından kopardık oysaki bağların ikiside hurmalarla donatılmıştı ancak gavur poyraz elindeki ile yetinmedi insan açtır kızım soykası bata her zaman hep bana der ve daha fazla ister İki bağın arasından bir ırmak akıtmıştı Yaradan hükümet iktidar gelip Yakup dayının malına bahçesine el koydu ve şiddetli yağmurlar o günden sonra başladı Yakup dayı yükü yükledi çocukları ile köyü terketti insan insana zulüm ve işkencedir
Duygu ve Düşünce
Vicdan
VİCDAN Vicdan terazisinin boşsa kefesi? Günahlarla doludur gizli kesesi. Hangi dertle alınır söyle darası? Bu gönül yarası derman bulur mu? Dermanım derdimse şifa olur mu? Değersiz hissedersen bir gün kendini. Galip ilan etmiştir dünya fendini. Seller gibi coşsa da aşmaz bendini. Bilirsin haddini, eğiktir başın. Kemale ermeğe gerektir yaşın. Sor bakalım kolay mı bırakıp gitmek? Bedenini aldatıp ruhu terk etmek. Geçmişini unutup herkese küsmek. Tüm umudu kesmek kolay mı sanki? Yırtılan gururu sen dik yeter ki. Kabrine gül ekerse üç ağlayan el. Tozlarını uçurur poyraz esen yel. Kumlarını sürürse gözden akan sel. Bağrıma basayım desen olur mu? Vuslat ahirette, zaman vurur mu? Bu dünyada hiçbir şey istemem sizden. Kibir rüzgârı neler kopardı bizden. Hesaplar ahirette işte bu yüzden. Aynaya bakacak yüzümüz var mı?
Şiir
Günahım Mezopotamya kadar büyük Kıyametin kopacağını da sanmıyorum. Rabbimin huzuruna götürülürsem bile, hiç şüphem yok ki, orada bunun yerine daha iyisini bulurum.” Kehf suresi İlyas amca o günü halâ ilk günki gibi hatırlıyordu Yakup dayı hiddetle baktı abisi poyrazın yüzüne poyraz define ile rüşvet ile elde ettiği define ile devleti hükümeti satın alıyor valiler kaymakamlar ile kuzu çeviriyordu öyle bir güçlenmiş ve iktidar sahibi olmuştuki yüz elli yıllık taş konak sahiplerini evinden çıkartıyordu neymiş efendim hırsızlık yapmış hazineyi soysa kimsenin ruhu duymuyor ruhu duyan biraz sükut payı ile kasırga poyrazla ortak oluyordu o gün ona bir tek ayten hanımın babası Yakup dayı ses çıkardı o da zindanlarda kaldı taş medreselerde yaşadı ve en son savura göç etti aynen abisi kasırga poyraza şu lafı deyiverdi ben sustum konuşamadım senin için kıyametin kopacağını sanıyorum Rabbim tüm kasırgaların poyrazların kökünü kesecektir inşAllah ben ise Rabbimin huzurunda şüphem yok ki tüm dünya servetlerinden daha iyisini bulurum diyerek savurda 84 yaşındaki rıza emminin evini kiraladı ve onun yanına girerek rızkını aramaya başladım İlyas amca yıllardır kasırga poyraza seyislik yapmış bunun pişmanlığını yaşıyor ve benim tövbem Mardinin ovasındaki taşlar kadar büyük olsa mezopotamya çölündeki kumlardan daha çoktur günahım diyordu tövbekar ilyas
1000Kitap