Başka birisine kendinizi anlatma imkânınız olduğunda, hayatınızın fragmanlarını ve benliğinizin oraya buraya dağılmış parçalarını tekrar bir araya getirmek daha kolay olur. En alakasız hadiseler ve malumatlar, birazcık makul olmaları anlamlı görünmelerine yeten bağlantılara oturur anlattıkça. Bu nedenle, hikâyeler anlatmak ve onları dinlemek, insanlara tesir eder: onları anlamsızlık uçurumuna yuvarlanmaktan korur.
Benim sefaletim, kimseyi reddedecek gücümün olmamasından kaynaklanıyordu. Eğer bir teklifi reddedersem, karşımdaki kişinin kalbi ile kendi kalbim arasında onarılamaz bir çatlağın oluşacağı korkusu yüreğime pompalanıyordu.
Yani benim için, insan davranışları şu an bile hâlâ gizemini koruyor. Benim kendi mutluluk anlayışım ile dünyanın mutluluk anlayışının uyuşmuyor olabileceğinin verdiği anksiyete, geceleri yatakta dönüp dururken sesler çıkarmama ve hatta delirmeme bile neden oluyordu. Ben gerçekten mutlu muyum?
Şüphesiz emin olduğum şey, insan ruhunun derinliklerinde, çözemediğim daha korkutucu bir şeyin yatıyor olmasıydı; arzu desem değil, kibir desem değil, şehvet ve arzuyu yan yana koyup söylesem, o da değil.