9/10
·64 syf.··
2026 58. kitabı
·
6 saatte okudu
·
Okunma: 03 Haziran 2026 15:43
Mrs. Rosie and the Priest” is the first book in the Penguin Little Black Classics series, which includes three stories selected from Boccaccio’s “Decameron”. Even though it was written in the 14th century, guess which characters aren’t passive? Of course, the women. It was truly a pleasure to read these four stories, which blend both traditional and modern family structures.
Duygu ve Düşünce
Mrs Rosie and the PriestGiovanni Boccaccio · Penguin Classics · 20153 okunma
8/10
·384 syf.··
Beğendi
·
2026 7. kitabı
·
19 günde okudu
·
Okunma: 12 Mayıs 2026 03:28
Serinin bu dördüncü kitabında nihayet Paris'i ve bitmek bilmeyen lahana tasvirlerini bıraktık, serinin ilk kitabının da geçtiği Plassans'a döndük. Burası küçük kasabalıların ikiyüzlülükleriyle hep daha çok ilgimi çekiyor. Bu "kasaba eşrafı" denen kesim dünyanın her yerinde mi aynı olur! Arada spoiler (hazdurduran, sürprizkaçıran) olursa affola. İlk kitapta Pierre Rougon ile karısı Félicité'nin tam da Napoléon darbe yaparken yükselişini okumuştuk. Bu kitapta aradan biraz zaman geçmiş, taşlar yerine oturmuş, bu çift tam böyle tüm siyasi rakiplerin ortasında, tarafını da belli etmeden herkesi ağırlayan, Plassans sosyetesinin ağır taşları haline gelmiş. Fakat şehirde bir sorun da var; bu şehir son seçimlerde gitmiş, eski kralcılardan bir markiyi milletvekili seçmiş. İktidar elbette kızgın. Kuzeyde imparator tüm gücüyle hüküm sürse de güney illerinde henüz tam da otoriteyi sağlama almış değil. Cumhuriyetçiler çok azınlık kalsalar da, kralcılar ya da Orleansçılar adı verilen grup hâlen güçlü ve bu iki muhalefet partisinin hâlâ imparatora karşı birleşebilme yetisi var. İşte tam da bu noktada Paris'teki kimliği meçhul bir "bakan" son derece makyavelist bir stratejiyle Plassans'ı hükümet tarafına yaklaştırmak ve kralcılarla iktidar partisini uzlaştırmak yönünde bir plan yapar ve bir rahip şehre ayak basar… Elbette biz bunları romanın içinde yer yer edilen imalar ile görüyoruz. Romanın anlatım tarzı da bu türden imaları anlayıp yorumlama becerimize güveniyor. Dönemin okuru için çekirdek çerez olan bu işler bizim için elbette zor, ama yine de ilk romandan itibaren seriyi takip eden biri bu bilgilere vakıf oluyor. Zira bu arka plan bize ilk romanda gayet net bir şekilde verilmişti. Kısacası, bu roman, din kullanılarak Plassans gibi güneydeki kırsal ve küçük illerin hükümet
Plassans PapazıEmile Zola · Yordam Kitap · 2021154 okunma
Reklam
9/10
·256 syf.··
2026 81. kitabı
Georges Bernanos, bu eserinde klasik anlamda bir hikâye anlatmaz. Olay yok denecek kadar azdır; gerilim ise dış dünyada değil, bir insanın iç dünyasında, neredeyse görünmeyen çatlaklarda ilerler. Bu yüzden kitap, bir roman olmaktan çok bir iç döküm, hatta bir tür ruhsal otopsi gibidir. Genç bir papazın günlüğünü okuruz; ama aslında okuduğumuz şey bir meslek hikâyesi değil, bir inançla hesaplaşmadır. Papazın karşılaştığı insanlar, köylüler, günahlar… bunların hiçbiri merkezde değildir. Asıl mesele, onun bu dünyayla kuramadığı bağdır. İnsanlara yardım etmeye çalıştıkça onlardan uzaklaşır; Tanrı’ya yaklaştığını düşündükçe ise kendi içindeki boşluk büyür. Bernanos burada çok tehlikeli bir yere dokunur: İyilik yapma arzusu ile kendini yüceltme isteği arasındaki o ince, neredeyse görünmez çizgi. Papazın trajedisi, günahkâr olması değildir. Trajedisi, kendini sürekli sorgulayan, sürekli didikleyen bir bilince sahip olmasıdır. Bu bilinç onu arındırmaz; aksine felç eder. Her davranışının altında bir kibir arar, her iyiliğin içinde bir çıkar ihtimali görür. Sonunda insan, kendi niyetine bile güvenemez hale gelir. Kitap boyunca Tanrı’nın varlığı değil, sessizliği hissedilir. Dualar edilir ama karşılık gelmez. Bu sessizlik, klasik bir “iman sınavı” olmaktan çıkar ve varoluşsal bir boşluğa dönüşür. Papazın en büyük korkusu Tanrı’yı kaybetmek değildir; aslında hiçbir zaman gerçekten ulaşamamış olmaktır. Burada eser, Pastoral Senfoni ile derin bir akrabalık taşır. Ancak Gide’deki daha estetik, daha “insani zaaflar” merkezli anlatımın aksine Bernanos çok daha serttir. Gide’de karakter kendini kandırır; Bernanos’ta karakter kendini acımasızca görür ve bu fark, metni çok daha karanlık bir yere taşır. Dil sade ama yük ağırdır. Gösterişsiz cümlelerin altında sürekli bir çöküş hissi
1000Kitap
Diary of a Country PriestGeorges Bernanos · Penguin Classics · 201954 okunma
Sapiens: A Brief History of Humankind by
10/10
·412 syf.··
2026 1. kitabı
Misunderstanding the medieval world Harari is not good on the medieval world, or at least the medieval church. He suggests that ‘premodern’ religion asserted that everything important to know about the world ‘was already known’ (p279) so there was no curiosity or expansion of learning. When does he think this view ceased? He makes it much too late. He gives the (imagined) example of a thirteenth-century peasant asking a priest about spiders and being rebuffed because such knowledge was not in the Bible. It’s hard to know where to begin in saying how wrong a concept this is. For example, in the thirteenth century the friars, so often depicted as lazy and corrupt, were central to the learning of the universities. Moreover they were, at that time, able to teach independently of diktats from the Church. As a result, there was an exchange of scholarship between national boundaries and demanding standards were set. The Church also set up schools throughout much of Europe, so as more people became literate there was a corresponding increase in debate among the laity as well as among clerics. Huge library collections were amassed by monks who studied both religious and classical texts. Their scriptoria effectively became the research institutes of their day. One surviving example of this is the fascinating library of the Benedictines at San Marco in Florence. Commissioned in 1437, it became the first public library in Europe. This was a huge conceptual breakthrough in the dissemination of knowledge: the ordinary citizens of that great city now had access to the profoundest ideas from the classical period onwards.
SapiensYuval Noah Harari · Bezige Bij · 201742,6bin okunma
Hem steampunk türünde bir eser olması, hem Seattle'da geçmesi hem de Mike Mignola tarafindan tavsiye edilmesi sebebiyle heyecanla aldığım ve maalesef okurken çok sıkıldığım bir kitap oldu. Kitabın sonunu getiremedim, sanırım bu bir seriymiş ama seriye devam etmeyi hiç düşünmüyorum.
Kemik TitretenCherie Priest · Karakedi Yayınları · 201227 okunma
Yılın en iyilerinden
10/10
·384 syf.··
2025 79. kitabı
·
10 saatte okudu
·
Okunma: 05 Temmuz 2025 22:48
Prestij Christopher Priest'tan okuduğum ilk roman. Tek olarak da kalacağını düşünerek başlamıştım ama şimdi anlıyorum ki asla öyle olmayacak. Öncelikle romanı Nolan'ın aynı isimli filminden etkilenerek okuduğumu söylemeliyim. Aslında "Prestij" çok öncelerden beridir keyifle izlediğim bir filmdi. Geçenlerde yine aynı keyifle seyrederken bir arkadaşım "kitap uyarlaması mı" diye sordu ve ben yüksek eminlikle "hayır" dedim. Sonra bu eminliğin beni rahatsız ettiğini düşünerek araştırdım ve öyle olduğunu gördüm. :)) Ayrıca daha öncelerden yine uyarlamasının çekildiğini ama Nolan'ın filminin daha çok ses getirdiğini öğrendim. Okuduğum birkaç kaynakta kitabın çok farklı olduğunu ve Nolan'ın sadece esinlendiğini okumuştum. Ama elbette bir okur olarak sadece bir cümlesinden dahi esinlenilmiş olsa bu kitabı okumalıydım! Kitap filmle alakasız birinin düşünceleriyle başlıyor. Aslında alakalı yönleri de var ama filmde görmediğimiz bir kısmı okuyoruz. Sonradan meşhur karakterimiz Alfred Borden'ın günlüğü karşımıza çıkıyor. Bu beni şaşırtmadı çünkü filmde de başrolde Alfred vardı. Bir süre sanki "iki ayrı" kişi yazıyormuş gibi bir günlük okuyoruz ve kitabın bir kısmında bu günlük sonlanıyor. Eğer kitap burada sonlansaydı yine şüpheye düşmezdim ama aslında baskının yarısına bile gelmemiştim. Bu kısımdan daha fazla bir metnin beni bekliyor olduğu çok şaşırtıcıydı. Ardından diğer meşhur karakterimiz Robert Angier'ın günlüğüne geçiyoruz ve kitap bambaşka kısımlara ilerliyor. Bu kitaptan bu kadar etkilenmemin sebebi sadece iki ayrı günlükten ilerleyerek bu denli etkileyici ve anlaşılır olması diyebilirim. Ayrıca olayları her iki karakterin de günlüğünden okuyor olmak çok eğlenceli. Ayrıca yine söyleyebilirim ki filmde gördüğümüz olaylardan daha çoğunun kitapta olduğu ve filmde "bence"
Edebiyat
PrestijChristopher Priest · Laika Yayıncılık · 2006118 okunma
Reklam
Reklam