CESUR YENİ DÜNYA FELSEFESİ
“Bizler tarihin ortanca çocuklarıyız. Bir amacımız ya da yerimiz yok. Ne büyük savaşı yaşadık ne de büyük buhranı. Bizim savaşımız ruhani bir savaş, en büyük buhranımız; hayatlarımız.”
Ama bu sefer hayatlarımız en büyük buhranımız değil çünkü herhangi bir buhranı HİSSEDECEK durumda değiliz. Bütün hislerim, duyularım bana verilen uçsuz bucaksız imkanlarla öylesine dolup taşmış durumda ki çoğu zaman his ya da duyu sahibi bir varlık olduğumu idrak etmekte zorlanıyorum. Ben Cesur Yeni Dünya’dayım. Bir amacım ya da yerim yok çünkü olası benimseyeceğim her amaç, her hedef; sonsuz bir boşlukta körebe oynar gibi dolaşan bu insan yığınını uyandırabilir, onları sahiplendikleri o yoldan çıkarabilir. Birçok insan yoldan çıkacağına, bir tek insan acı çeksin, daha iyi. Cinayet sadece bireyi öldürür; sonuçta, birey nedir ki? Kolayca yeni bir birey üretebiliriz, hem de istediğimiz kadar!
“Sana bir gram soma lazım. İstediğin zaman, gerçeklikten uzaklaşıp tatile çıkıyorsun geri döndüğünde ne başın ağrıyor ne de anlatacak mitolojin oluyor.” (syf 74)
Mutluluk neydi? İstediğimiz şeylere sahip olmak, cinsel tatmin, iyi bir aile, arkadaşlar vs. Ben bu dünyada mutluluğu hiçbir zaman hissetmedim, hissedemiyorum. Bizim savaşımız ruhani bir savaş derken haklıydık. Hayatta her şey zıttıyla var oluyordu. İyiyi kavramak için kötüye, kötüyü kavrayabilmek için iyiye ihtiyaç duyuyorduk. Tokluk halinin gerçekten keyfine varabilmek için bazen aç olmak da zorunluydu. Tabi bunları geçmişte bıraktık. Doğduğunuzdan beri her saniye beslendiğiniz bir dünya hayal edin. Gerçek tokluğun ne demek olduğunu anlayabilir miydiniz? İşte bu dünyada mutluluğu hissedemememizin sebebi de bu sanırım. Biz hiçbir zaman mutsuz, keyifsiz ya da suçlu hissetmedik ki kendimizi. Doğumumuzdan beri her