Öfkenin olayı bu
Göğsünüzde başlıyor.
İlk önce korku olarak ortaya çıkıyor.
Korku hızla inkâra dönüşüyor: Hayır, bir yanlışlık olmalı. Hayır, bu olamaz.
Sonra gerçeğe çarpıyorsunuz: Evet, doğru söylüyor. Evet, olabilir. Çünkü farkına varıyorsunuz. Evet, bu doğru.
Sonrasında bir seçim yapmanız gerekiyor. Üzgün müsünüz yoksa öfkeli misiniz?
Ve nihayet ikisi arasındaki ince çizgi, bir dizi cevabın üzerine yıkılıyor. Birini suçlayabilir misiniz?
Ama elbette yanlış anlamışlardı. Doğruyu anlamak hiçbir zaman umurlarında olmamıştı ki. Medya, anlatmak istediği hikâye neyse onu anlatacaktı. Hep öyle yapmışlardı, hep de öyle yapacaklar.
"Cinsellik ve seks arasında bir fark var. İstediğimi elde etmek için seksi kullandım. Seks yalnızca bir eylemdir. Cinsellik ise arzu ve hazzın içten ifadesidir. Onu her zaman Celia'ya sakladım."
Herkes bir can pazarı ile karşılaştığında paniğe kapılacağını düşünür. Ama gerçekten böyle bir şeyi tecrübe etmiş olan neredeyse herkes, paniğin bedeli ödenmesi güç bir lüks olduğunu söyleyecektir sana.
O an düşünmeden hareket eder, elindeki bilgiyle yapabildiğin her şeyi yaparsın.
Her şey bittiğindeyse çığlık atar, ağlarsın. Sonra onca şeyi nasıl yaptığını düşünürsün. Çünkü kuvvetle muhtemeldir ki gerçek bir travma durumunda beynin anı toplamakta pek başarılı değildir. Sanki kamera açık ama kayıtta değilmiş gibi. Sonradan başına oturup filmi başa sardığında sadece boşluk görürsün.