"Başkalarının hayatına bakarak kendini değersiz hissetmek" modern bir problem midir, yoksa İnsanlık tarihinin kadim bir imtihanı mıdır? Bu meselede neye dikkat etmeliyiz?
"Aynaya bakıyorum ama gördüğüm ben değilim; başkaları... Daha mutlu, daha başarılı, hayatı hep yolunda giden o diğerleri. Oysa biliyorum, gördüklerimin çoğu sahici değil; yine de içimdeki o ses hiç susmuyor" diyor.
İnsan, var olduğundan beri hasedin ateşiyle sınanmıştır. Kabilin hasediyle başlayan bu hikâye, bugün ekranlarda ki "seçilmiş hayat kesitlerinde" yankısını buluyor. Sosyal medya; vitrinleşmiş insanları, ışıltılı anları ve kusursuz görünen bedenleri sahnelerken, kişiyi kendi öz hikâyesinden koparıyor. Huzuru bozan şey nimetin azlığı değil, nimetin kimde olduğuna takılmaktır diyor ya Gazali, işte tam olarak öyle, yoruyor ruhlarımızı.
Modern hayat da, bu zaafı beslemek hususunda son derece mahir. Bugün bu ateş, hiç olmadığı kadar yakıcı; binlerce "mükemmel" hayatı izlerken, kendi biricik gerçeğimizi kaybediyoruz.
Peki, ne yapmalı?
Bu duygu kalbi istila etmeye başladığında, insan evvela kendisine dua etmeli ve Allah'tan yardım dilemeli. Sonra fili dua olan sadaka ile kalbin belasını defetmeli ve ikramda bulunarak kalbi huzursuzluğu yok eder. Kişi, kendisine İyileştirmeli. Zira infak, nifağı ve içsel verilen nimetin şükrünü eda ederken, başkalarında haset uyandıracak göste rişli paylaşımlardan da sakınmalı. Kendi hikâyemize odaklanmak ve elimizdekinin kıymetini bilmek, bizi bu modern hapishaneden özgürleştirecektir.
Nihayetinde, kalbi yormayı bırakıp Allah'ın verdiğine razı olmak büyük şifa. Sadi-i Şiraziye atfedilen o sözü de hatırlamalı: "Sana verilmeyeni, sana lazım olmayan bil. Zira bilemezsin, belki de verildiğinde senin felaketin olacak."