Kadının kendisi de evlendiği anda, kişisel yaşamının bile sırtından atamayacağı
birtakım görevler yüklendiğine inanmaktadır; kocasının "iyi bir kadın" aldığı zaman sahip olacağı üstünlüklerden yoksun kalmamasını istemektedir: bütün iyi eşler gibi, zarif bir hanım, iyi bir evkadını, iyi bir anne olmaya çalışır. Buysa, kısa sürede tüketici bir niteliğe bürünen bir iştir. Kadın bu görevi gerek eşine duyduğu saygı, gerek kendine sadık oluşundan kabul etmektedir çünkü, daha önce de belirttiğimiz gibi, kadınlık yazgısının dışına çıkamamak için uğraşıp didinmektedir. Bir yandan kendisi olmaya devam ederken, bir yandan da kocasının gölgesi haline gelecektir: kendi yazgısıyla ilgilendiği kadar, hatta ondan da çok, kocasının kaygılarını paylaşacak, onun başarılarına katılacaktır.
Erkek üstünlüğü karşısında saygı duyması gerektiği öğretildiğinden, en önemli yerin erkeğe verilmesi gerektiğine gerçekten inanması da mümkündür. kimi zaman, kendi yerine sahip çıkmaya çalışırken yuvasını bozmaktan da korkar; kendi varlığın olumlama isteği ile hiçleşme eğilimi arasında bocalar, paramparça olur.