Ve bitti...
Bir an hiç bitmeyecek sandım!
Öyle güzel iç içe hikayeler vardı ki her an bir başkasının içine düşebilirim diye düşündüm ama olmadı! Kayıp gitti ellerimden
Puslu Kıtalar Atlası
Puslu Kıtalar Atlası...
Çok kitap inceledim bu uygulamada. Ama itiraf ediyorum en çok bu incelemeyi kafamda kurmakta zorlandım. Postmodernizm, iç içe anlatım, üst kurmaca...
Ne çok hikayeye şahit oldum, ne farklı kahramanlar tanıdım... Lağımcılar, dilenciler, mutlular, dertliler...
Sizin için spoiler vermeden incelemeye çalışacağım, olaydan çok verdiği duygudan yola çıkarak!
En çok "kesişmeleri" sevdim bu eserde. Farklı hayatlar öyle ustaca birleşiyor, farklı hikayeler öyle güzel birbirine bağlanıyordu ki... Tam işte konudan koptuk dediğim yerde en olmadık yerinden tutundu olaya yazar. Tam bir masala geçtik derken, gerçekliğin dibinde bulduk kendimizi. Tam düşteyiz derken, aslında hiç bu kadar uyanık olmadığımızı fark ettik. Sahi düş neydi? Gerçeklik neydi?
Sorular...
Ne çok soru birikti okurken içimde.
Gerçekten var mıyım onu bile sorguladım.
Ya da siz gerçekten var mısınız?
Belki de sadece benim düşlerimin ürünüsünüz!
Ne diyordu
René Descartes
René Descartes: Düşünüyorum, öyleyse varım.
Belki siz de ben düşündüğüm, hayal ettiğim müddetçe varsınız! Ya da tam tersi değil mi? Ben sizin hayallerinizde varım?
Yahya Kemal Beyatlı
Yahya Kemal Beyatlı: İnsan âlemde hayal ettiği müddetçe yaşar," der.
Hayal! Ne çok şey saklı bir kelimede değil mi? Kimi zaman gerçek olur kimi zaman hep uzaktadır. Düşlere dokunmak mümkün olabilir mi? (s. 127) Hadi bu sorunun cevabını beraber arayalım!
Öyle bir kitap ki ne ararsanız var içinde!
Tarih mi istiyorsunuz, tarih!
Coğrafya mı, adım adım dolaşalım o sokakları?
Felsefe mi? Sonuna kadar!