Ama günün birinde, diyorum sürekli, günün birinde yapmam gerekeni yapmak zorundayım, intihar edeceğim, çünkü yaşamım ve varoluşum amaçsız olduğu için ve mutlak amaçsızlığı sürdürmek ve aralıksız sürdürmek saçma olduğu için.
Yalnız olmak artık anlamsızsa ve birden üretken olmanın dışına çıkmışsa, son vermek gerekir, diye düşündüm hep, ama yalnızlığımı sonlandıramadım, yalnızlığımdan vazgeçemedim. Sürekli ilişki kurma isteğim oldu, ama buna gücüm olmadı, çünkü kendi bilimsel çalışmamla ilişki kurma gücüm bile yoktu, ki bir insanla ilişki kurmayı becerebileyim. Bu ilişkisizlik giderek, yanında İsviçreliler'i tanıdığım o öğleden sonra Moritz'e açıklamayı denediğim akıl hastalığına dönüştü.
İnsan duyar, bekler, umut eder, orada, burada, trende, kahvede, sokakta, salonda, kapıcıda, duyar, bekler kötülüğün savaştaki gibi örgütlenmesini, gelgelelim yalnızca kuru gürültü vardır ortalıkta ve hiç kimsenin hiçbir bok yaptığı yoktur, asla, ne onları, o zavallı genç kızların, ne de başkalarının. Kimse gelip bize yardım etmez. Kocaman bir boşboğazlık yayılır yaşantının üstüne, kurşuni ve tekdüze, feci derecede cesaret kırıcı bir serap gibi.