O zaman birisinin elini öptüğünü duydu. Gözlerini açtı, oğluna baktı. Acıdı ona. Karısı yaklaştı. İvan İlyiç ona da baktı. Kadının ağzı açıktı, burnunun, yanaklarının üstündeki gözyaşlarını silmemişti. Keder dolu bakışlarla süzüyordu onu. İvan İlyiç kadına acıdı. "Evet, üzüyorum onları..." diye düşündü. "Acıyorlar bana. Ben ölünce daha iyi olacak" demek istedi. Ama söyleyecek hali kalmamıştı. "Zaten iş söylemekte değil, yapmak gerek," diye düşündü. Karısına oğlunu gösterdi, "Çıkar... yazık... Sana da..." dedi. "Prosti"(Affet.) diye eklemek istedi. Dili dolaştı, "Propusti"(Bırak geçeyim) dedi.
Bir sözcük daha eklemek istedi, "prosti" (bağışla) diyecekti ama ağzından "propusti" (bırak (geçeyim)) çıktı. Ancak yanlışını düzeltecek gücü yoktu, anlamışlardır nasılsa diye düşünüp elinş salladı.
Birden onu boğan, ona dünyayı zehreden her şeyin iki yandan, dört yandan, her yandan hep birlikte harekete geçtiğini fark etti. Ailesine acıyordu, daha fazla üzülmemeleri için bir şeyler yapmalıydı. Onları da, kendini de tüm bu acılardan kurtarmalıydı. "Ne hoş, ne de kolay," diye düşündü. "Ya ağrı?" diye sordu kendi kendine, "Ağrı nereye gitti? Ey ağrı! Neredesin?"
Kulak kabarttı.
"Hah burada! Ne yapalım, varsın ağrı da olsun!"
"Ya ölüm? O nerede?"
(...)
Ölüm nerede? Ne ölümü? Korku diye bir şey yoktu. Ölüm yoktu ki korku olsun!
Işık vardı onun yerine.
(...)
Üzerine doğru eğilen biri:
-Bitti, -dedi.
İvan İlyiç bu sözleri duydu ve içinden tekrarladı: "Bitti! Ölüm bitti... o yok artık!:
Derin bir soluk almak istedi, ama soluğu yarıda kaldı... bedeni birden gevşedi ve öldü.
— Götür onu... yazık... sana da...
Bir sözcük daha eklemek istedi, “prosti” (bağışla) diyecekti, ama ağzından “propusti” (bırak) çıktı. Ancak yanlışını düzeltecek gücü yoktu, anlamışlardır nasılsa diye düşünüp elini salladı.
Bir sözcük daha eklemek istedi, "prosti( bağışla)" diyecekti, ama ağzından "propusti(Bırak geçeyim)" çıktı.Ancak yanlışını düzeltecek gücü yoktu, anlamışlardır nasılsa diye düşünüp elini salladı.