Onu engelleyen, hayatına yasaklar koyan her sisteme ve olguya karşıydı. Bunlar ister etik yasaları olsun isterse Tanrı'nın ta kendisi olsun. Onu sınırlayan, kendisini ondan daha büyük gören ve ondan daha çok şey hakkettiğini düşünen her şeye her olguya kin doluydu. Yüzyıllardır süregelen yönetimlere, din yasalarının -ister doğru isterse yanlış olsundu- her birine karşıydı artık. Düşüncelerinin saçma olması ve kibirli olması umrumda değildi. Bu dünyada olmayı kendisinin seçmesinin saçmalığı, daha ağır basıyordu. Tanrı, onu hangi düşünce seviyesindeyken seçime tuttuğunu bilmiyordu. Ona burda olma seçeneği sunduğunda, ne biliyordu ki? Tanrı'nın bir etiği olmak zorunda değildi. İstediği gibi davranabilirdi. Peki neden kendisini yaratıp ona etik kavramlarla sınırlamalar getirmeliydi ki? Neden tüm kainatın kendisi için yaratıldığı kişi için varolmak neden bir başka kişinin yediği yasak meyve yüzünden dünyada böyle bir hayat yaşamak zorundaydı ki? Neden din kavramı bu kadar peri masalı gibi durmak zorundaydı ki? Ve neden Tanrı kavramı reddedilemeyecek kadar tutarlı ve kabul edilemeyecek kadar acı vermek zorundaydı ki?
Evet, V; tüm bunlar onun aciz varoluşunun kibirli başkaldırılarıydı...