Derler ki; sınırlar ne ve kim olduğumuzu anlatır bizlere. Derler ki sınırlarımız bizi yalıtmaz, bizi dışarıdaki dünyaya bağlar. Bazılarının sınırları keskin ve net. Ama bazılarının içinde bir kimsesizlik bir boşluk, bir gariplik var. Bazılarının içi güçlü bir benle sessiz ve sakin, bazılarının içi boşluk, doluluk içinde boşluk, karmaşa, neredeyim, kimim, nasıl görünüyorum, nasıl görüyorum sorularıyla tıka basa. Bazıları kendi halinde mutlu bazılarıysa ‘’tüm dünya bana karşı’’ ile ‘’herkes beni kucaklıyor’’ arasında salınıp duruyor. Bazılarının renkleri var, bazıları dünyayı siyah, beyaz görüyor. Bazılarının ‘’daha’’ ve ‘’yeterince’’leri var bazıları ‘’kesin, olmazsa olmaz, asla’’ ile başlayan cümleler kuruyor.
Derginin bu sayısında Borderline kişilik bozukluğu zihninde vuku bulan bireyler ele alınmış, kısaca bakalım bu bozukluğun nasıl ortaya çıktığına; Kernberg bebeğin anne ile ilişkisinde zamanla iki önemli görevi başarması gerektiğini söylemiş; birincisi kendi ile annesini yani kendi ile ötekini, daha da açacak olursak kendi ile kendi olmayanı ayırma becerisi iken ikincisi de kendi ile annesinin yani kendi ile ötekinin içindeki iyi ve kötüyü kendi bütünsel yapıları içerisinde birleştirebilmesidir demiş. Çok karmaşık geldiğinin farkındayım. Aslında söyle özetlenebilir; bebeğin kendi ile annesini iki ayrı şey olarak ayırabilmesi ve kendi ile annesini ayırdıktan sonra annesinin de kendinin de içinde ayrı ayrı iyi ve kötüyü görebilmesi gerekiyor. Eğer çocuk makul bir ilişki içerisinde anne ile ‘’güvenli bağlanma’’ kurabilirse anneyi ve kendini ayırt etmeyi, kendini ve anneyi iyi ve kötü yaşantılara sahip iyi ve kötü yanları olan kendilikler olarak görmeyi öğrenebilir. Ancak anne ile çocuk arasında çocuğun genetik özellikleriyle doğuştan getirdiği veya anne ile