Allah korkusu dünya hadiselerinin benzeri olan bin türlü hadiselerin korkusuna bağlandığı ve böyle dindar geçinen bir zümrenin elinde Allah katledildi. Dünya denilen bu hile ve riya pazarında ahiret metaının muhtekirleri süratle çoğaldı. Bütün kirlerinin üstüne dindarlık libasını giyinenler din hayatına sarrafları veya kara borsacıları kesildiler. Mallarının sürümünü sağlayanlara cenneti peşkeş ettiler. Kendileriyle alışveriş yapmayanları ise cehenneme gönderdiler. Sanki kendileri Allah'ın umumi vekaletine sahiplermiş gibi iman ile isyanın sınırlarını sımsıkı ayırdılar. Gerçekte Allah karşısında edep düşmanı olan bu hareket onları kibir ve zulümlerini esir etmek suretiyle Allah iradesinden ayırdı, gönüllerini tıkadı ve bunları karanlıkların önleri yaptı. Din çok defa sapıklıkla birleşti ve din hayatı her türlü aydınlığı kültürün medeniyetin insaniyetin düşmanı oldu.
Tıpkı bir hapishanede ortak bir felaketle birbirine bağlı olan insanlar bir arada olduklarında kendilerini nasıl daha rahat hissederlerse hayatta da analiz etmeye ve sentezleme yatkın olan insanlar bir araya geldiklerinde onurlu ve özgür düşüncelerini birbirlerine aktararak vakit geçirdiklerinde bu tuzağın farkına varmazlar. Bu bakimdan akıl yeri doldurulamaz bir zevk kaynağıdır.
Düşünen bir insan olgunluğa eriştiğinde ve tam bir bilinç kazandığında kendini istemsiz olarak sanki çıkışı olmayan bir tuzağın içindeymiş gibi hisseder.
Her türlü zorbalığın toplum tarafından makul ve yerinde bir gereklilik olarak karşılandığı, beraat kararı gibi her türlü merhamet göstergesinin toplumda tatminsizlik ve intikam duyguları uyandırdığı bir dünyada adaleti düşünmek gülünç değil midir?