ortada vadedilen bir şey yoktu. belki de bundandı ondan itinayla saklanan sevgi. sevgi hak edilecek bir şey miydi ki? ekmek gibi su gibi değil miydi. toprağın yağmura mecbur olması gibi insan da sevgiye mecburdu. nefretle yoğrulan hamuruna artık katlanamıyordu. suçlayacak birilerini gözü arasa da kendisinden başkasını da görmüyordu gözü. ama farkı neydi ki babasının biriciği diye büyütülen kızlardan.. daha mi kötüydü? daha mı az layıktı biricik olmaya? aradıkça daha da uzaklaşıyordu sevgi ve aşkınlıktan. yıllarca kandırılmıştı 'bulanlar ancak arayanlardır' diyenler tarafından. insan bazen en çok aradığından mahrum ediliyordu. sevgi de kaçan birşey miydi ki kovalanınca?