10/10
·240 syf.··
Beğendi
·
2026 147. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 30 Mayıs 2026 00:00
"KİŞİLİĞİN GELİŞİMİ" "Gelişen bir insanın kaderinde sonsuza kadar ebeveynlerinin çocuğu olarak kalmak yazmadığı için ebeveynlere aşırı güçlü bağlılık çocuğun daha sonra dünyaya bağlanmasında ciddi bir engel oluşturur. Ne yazık ki, birçok ebeveyn yaşlanmak ve ebeveyn otoritesi ve güçlerinden vazgeçmek istemedikleri için çocuklarını bebek gibi tutar. Bu şekilde çocuklarını tüm bireysel sorumluluk alma fırsatlarından mahrum bırakmış oldukları için çocukları üzerinde aşırı derecede kötü bir etki bırakırlar. Bu korkunç çocuk yetiştirme metotları Ya bağımlı kişilikleri ya da bağımsızlıklarını gizli araçlarla başaran bireylerle sonuçlanır." Carl Gustav Jung’un gölge kavramı, insanın sadece dışarıya gösterdiği “ben”den ibaret olmadığını yüzümüze sert bir şekilde çarpıyor. Çünkü insan bazen en çok kendinden saklanıyor. Aynada gördüğü yüzü tanıyor ama içindeki karanlığı tanıyamıyor. Oysa bastırılan her duygu, yok sayılan her korku ve susturulan her dürtü bilinçdışında yaşamaya devam ediyor. Jung’a göre gölge; insanın kabul etmek istemediği taraflarının toplamıdır. Kıskançlıklarımız, öfkemiz, korkularımız, travmalarımız, çocukluk yaralarımız hatta toplum tarafından “yanlış” kabul edildiği için bastırdığımız bütün yönlerimiz bu gölgede saklanır. Fakat gölge yalnızca kötü olan değildir. Bazen bastırılmış cesaretimiz, arzularımız ve gerçek kimliğimiz de orada gizlidir. İnsan çoğu zaman bilinçli seçimler yaptığını düşünür. Ancak Jung’un analitik psikoloji kuramı bunun tam tersini söyler: bizi çoğu zaman bilinçdışımız yönetir. Günlük hayatta verdiğimiz tepkiler, kurduğumuz ilişkiler, tekrar eden davranış kalıpları hatta bazı korkularımız bile görünmez iplerle geçmişimize bağlıdır. Çocuklukta duyduğumuz bir cümle, aile içinde öğrendiğimiz bir davranış biçimi veya bastırılmış bir
Psikoloji
Kişiliğin GelişimiCarl Gustav Jung · Pinhan Yayıncılık · 2024689 okunma
Puan vermedi·%32 (174/538 syf.)·
Psişe= insanın ruhsal yapısı, yani zihinsel ve duygusal dünyası demektir. Daha sade anlatırsak: • Düşünceler • Duygular • Bilinç ve bilinçdışı • İç çatışmalar • Korkular, arzular, sezgiler bunların hepsinin oluşturduğu iç dünya = psişe. Kadınların içgüdüsel doğasını aydınlatmak için kitaba aldığı masallar özgün öykülerdir. bunlar, değerli vahşi Benlik ile bir yakınlaşınanın ortaya çıkmasına yardımcı olur. Öykülerin dokusuna, hayatın karmaşıklıklarına ilişkin olarak bize rehberlik eden dersler yerleştirilmiştir. Öyküler, batıp gitmiş bir arketipin yüzeye çıkarılması ihtiyacını ve bunun yöntemlerini anlamamızı sağlar. Ruh üzerinde çalıştığımızda, Vahşi Kadın kendisini daha çok yaratır.
Kurtlarla Koşan KadınlarClarissa P. Estes · Ayrıntı Yayınları · 202110,7bin okunma
Reklam
Bu kitap gerçekten bir inceleme mi, yoksa bir iddianame mi?
2/10
·248 syf.··
2026 16. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 05 Nisan 2026 00:00
Bu kitap kendini bir “araştırma ve inceleme” gibi sunuyor; ancak açıkça araştırmadan çok bir suçlama metni, incelemeden çok ideolojik bir saldırı yazısı. Bir fikir sistemini çözümlemek yerine, onu daha baştan “patolojik”, “hezeyan”, “narsizm”, “ırkçılık” gibi yaftalarla bastırıyor. Böyle bir metin fikri mücadele değil, öfkeli bir iddianamedir. Düşünce üretmek yerine ifşa etmeye yaslanıyor. Bu, ciddi bir zaaf. Daha başlıklardan itibaren yön belli: tarih, psiko-sosyal analiz, Türkosentrik varyasyonlar, ihanet, öznellikten çıkarma… Bu iskelet disiplinli görünüyor; ancak aynı zamanda baştan sonucu yazılmış bir suç dosyası gibi ilerliyor. Millet fikri ile ırk fikrini bilinçli biçimde birbirine karıştırıyor. Millet, milliyetçilik, devlet, resmi tarih, kültür, psikoloji ve şiddet gibi farklı düzlemleri tek bir açıklama kutusuna sıkıştırıyor. Bu yüzden analiz derinleşmiyor; aksine düzleşiyor. Her şeyin cevabı baştan verilmiş: narsizm, hezeyan, ırkçılık, sömürgecilik. Türkçülük tarihsel olarak yalnızca biyolojik ırk teorisine indirgenemez. İçinde dil, kültür, terbiye, tarih şuuru, ülkü ve medeniyet tartışmaları vardır. Bu kitap ise bu geniş alanı daraltarak neredeyse tamamını “ırkçı zihniyet” etiketiyle açıklıyor. Buna, açıklama değil indirgeme denir. Bir kere metin kavram sarhoşu. Fromm gibi pek çok düşünür ve metinler referans veriliyor; ancak bu referanslar çoğu zaman yalnızca sunduğu tezi destekleyen parçaların seçilmesiyle sınırlı kalıyor. Karşı-denge zayıf ya da yok denecek kadar az. Kaynak çeşitliliği görünürde geniş, fakat zihinsel çoğulluk dar. Kavramlar devşiriliyor; ancak her olguya yapıştırılarak sanki otomatik ispat üretilmiş gibi sunuluyor. Oysa bir kavrama isim vermek, onu kanıtlamak değildir. “Nekropolitika”, “kolektif narsizm” ya da “şizopolitika” demek tek
Irkçı Bir Psişe TürkomaniRamazan Çeper · Aryen Yayınları · 20252 okunma
10/10
·320 syf.·
2026 12. kitabı
Tanrı’yı dışarıda bir otorite olarak değil, insan psişesinde / Psişe (psyche), kısaca insanın ruhsal–zihinsel bütünlüğü demektir./ deneyimlenen bir gerçeklik olarak görüyordu Jung. Ona göre Tanrı, mitlerde, rüyalarda, sembollerde ve bilinçdışında ortaya çıkar. O meşhur cevabı tam da bunu anlatır: “Tanrı’ya inanıyor musunuz?” “İnanmıyorum, biliyorum.” Basel Üniversitesi’nde tıp okudu. Psikiyatriye yöneldi. 1907’de Sigmund Freud’la tanıştı. Bir süre Freud’un en yakın çalışma arkadaşı ve halefi olarak görüldü.1913’te yolları ayrıldı. Nedeni: Freud’un her şeyi cinsellik üzerinden açıklamasına Jung’un karşı çıkması. Zürih Üniversitesi’nde dersler verdi, tedavilerle ilgilendi, kitaplar yazdı yayınladı ama en meşhur kitabı Kırmızı Kitap, çok özel bir eser olarak ancak ölümünden sonra okurla buluşabildi. İsviçre Küsnacht’taki evinin ön kapısına Latince Vocatus atque non vocatus deus aderii “ Çağrılsa da çağrılmasa da Tanrı burada olacaktır.” yazdırdı. Tanrı fikri babasının öğretmeye çalıştığı kilise kalıplarının çok dışında, ayrı bir felsefeydi onun için.. Freud ile Salzburg’da bir konferansta başlayan tanışıklığı baba-oğul gibi sohbetlere, yurtdışı gezilerine ve mektuplaşmalara dönüştü. Birbirlerini keşfettikçe ona hem bağlandı hem de şüpheci, keskin sınırlı ve inatçı olduğunu keşfetti. Kendi fikirlerine bağlı kalıp ona saygılı durdukça da samimiyet yok oldu, koptular. Freud Yahudiydi.Psikanaliz, Naziler tarafından “Yahudi bilimi” olarak görülüyordu.Kitapları yakıldı.Kızı Anna Freud, Gestapo tarafından sorgulandı. Hitler zulmünden kaçan Freud Londra’ya sığınana kadar bir daha Jung’dan mektup alamadı. Bu kurtulduğuna sevindiğini belirten bir dost mektubuydu. “Orta Çağ’da beni yakarlardı; bugün kitaplarımı yakmakla yetiniyorlar.” Freud için Londra bir tercih değil,
Ruhun Yaralı Şifacısı Carl JungClaire Dunne · Doğan Novus · 2022438 okunma
《 SÖYLE BANA HİNDİBA 》
9/10
·144 syf.··
Beğendi
·
2025 89. kitabı
·
35 günde okudu
·
Okunma: 30 Aralık 2025 07:24
Kitabı bitirdiğimde, sihirli bir konuşmadan daha ayrıldığımı hissettim. Malum, şair Nurullah Genç'in kalemi yazdığı dizelere sihir damlatıyor. Yaz mevsiminin o mutena günlerinde, güneşin denize yansımasıyla oluşan renk cümbüşü gibi; şair de satırlarda duygu cümbüşüne vesile oluyor. Şairin kalbinden yuvarlanıp gelen tempo, her kalpte başka bir yankıya dönüşüyor. Ben de naçizane, kitaptan yansıyan kendi yankımı aksettireceğim. Sanki şair, Samiha Ayverdi'nin şu cümlesiyle sesleniyor: "Sana söyleyeceklerim biraz da içinin yangınıyla ısınsın..." Kader makinesi durmaksızın önümüze dokuduğu hünerleri yığarken, bizler de bir yaprak misali türlü duygulara savruluruz. Böyle durumlarda duygular düzene ihtiyaç duyar. Duyguları ifade edebilmek, onları yaşayabilmeye yol açar. İlla sözle ifadeye gerek yok, kimi zaman yazarak da ifade edilir. Bu sebeple şiirler, duygu düzenleme ve ifade etme konusunda maharetlidir. Şair kitaba ilk olarak anlaşılmamayı ifade eden şu dizelerle başlıyor: Benim meczup haykırışlarım Senin rengârenk, doksan dokuzluk Tespihlerine gömüldü Güldün delicesine Ağladım; anlamadın Nurullah Genç okumaya devam ettikçe, kalpten vuran dizeler gönülde birikiyor. Anlaşılmamak; içimizde fırtınalar koparken dışarıdan sakin bir deniz gibi görülmenin yorgunluğu ve hüznüdür. İnsanın içindeki fırtınaların görülmemesi, kişiyi hayal kırıklığına uğratır. Bu durumda fırtınalarla mücadele edecek kişinin heybesine alması gereken kıymetli bir duygu vardır: O da, anlaşılmama duygusunun kadim dostu sabırdır. Sabır, o fırtınalı denizi sakinleştiren gökyüzü gibidir. O gökyüzü fırtınaları sakinleştirirken, anlaşılmamanın getirdiği hüzün, denizin derinliğinde dönüşerek büyür. Bu dönüşüm bir yok oluş değil, aksine yenilenme ve yeniden
Şiir
Söyle Bana HindibaNurullah Genç · Timaş Yayınları · 20202,681 okunma
8/10
·538 syf.··
Beğendi
·
2025 75. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 11 Aralık 2025 09:42
Clarıssa Pinkola Estes’in Kurtlarla koşan kadınlar eseri,kadın arketipini masallar ve öyküler aracılığıyla derinlemesine inceleyen, destekleyici ve dönüştürücü bir eserdir.Modern dünyada kadının unuttugu veya bastırdığı, bastırıldığı vahşi ve içgüdüsel doğasına tekrardan kavuşmasını sağlayacak rehber niteliğinde olmasının yanı sıra kadının vahşi doğasına övgü niteliği de taşımaktadır. Estes, yazar ve psikanalist olmanın yanında kantadoradır.Kantadora;masalları,hikayeleri toplayan ve bunları gelecek nesillere aktaran kişiye denir. Estes, dünya çapındaki çeşitli kültürlerden masalları ve halk hikayelerini psikolojik analizle harmanlayarak okuyucuyu “Vahşi Kadın” arketipiyle tanıştırır. Bu arketip yaratıcılığın, sezginin,kuvvetin ve yenilenmenin kaynağıdır. Kadınların kimlik, özsaygı, yaratıcılık ve ilişki gibi konulardaki sorunlarına ışık tutması ve kadınların sezgilerini dinlemeyi , toplumsal beklentilerin kısıtlayıcı yönlerinden kurtarmaya teşvik etmesi yönünden son derece güzel bir eser. Kitabı okumadan önce belli terimleri bilmenin kitabın daha iyi anlaşılması açısından önemli olduğunu düşünüyorum. Bunlar; PSİŞE:Yunanca “ruh” anlamına gelir.Psikolojide insan zihninin, bilinç ve bilinçdışının tamamını ifade eden temel kavramdır. ARKETİP:Temelde ilk örnek, asıl model anlamına gelir. Psikoloji de yani Carl Jung ‘a göre arketip; kolektif bilinçdışı adı verilen ve tüm insanlığın ortak mirası olan ruhsal katmanda bulunan ve evrensel, kalıtsal imgeler ve fikirlerdir. Bunlar doğuştan gelen ve insan deneyiminin temelini oluşturan şablonlardır. Carl Jung’a Göre Dört Temel Arketip: 1-PERSONA(MASKE): Bireyin toplumsal uyum sağlamak, kabul görmek ve beklentileri karşılamak amacıyla dış dünyaya sunduğu yüzdür. 2-GÖLGE:Bilinçli benliğin kabul etmediği, bastırılmış, karanlık ve
Kurtlarla Koşan KadınlarClarissa P. Estes · Ayrıntı Yayınları · 202110,7bin okunma
Reklam
Reklam