Ve sormayalım: Nerede ikbâl fıskiyesi?
Ve sormayalım: Neden mavi gerçeğin kalbi?
Ve sormayalım: Nasıldı meltemi, nasıldı gecesi ataların atalarının?
Geride yok canlı bir fezâ.
Kuş ötmüyor geride.
Rüzgâr esmiyor geride.
Bir masalın katli düş sokağında.
Bir kederin katli şarkının fermanıyla.
Mehtabın katli neonun buyruğuyla.
Bir söğütün katli "devlet" eliyle.
Bir mahzûn şairin katli buz çiçeğinin eliyle.
Ölüm güvercinin sonu değil.
Ölüm ağustos böceğinin tersi değil.
Ölüm akmakta akasyanın zihninde.
Ölüm oturmakta düşüncenin hoş ikliminde.
Ölüm köy gecesinin zâtında sabahtan dem vurur.
Ölüm ağız ağıza gelir üzüm salkımıyla.
Ölüm kıpkırmızı hançerede öter.
Ölüm, sorumlusu kelebeğin kanadındaki güzelliğin.
Ölüm reyhan toplar bazen.
Ölüm votka içer bazen.
Oturur gölgeye, bakar bize bazen.
Ve biliriz hepimiz
Lezzet ciğerleri, doludur ölüm oksijeniyle.
Bir coşkuyuz ben ve sen
Her şûleden üstün
Yenilgi üstün gelemez asla bize
Çünkü aşkla olmuşuz
çelik bedenli.
Ve sığınağımıza yuva yapan kırlangıç
acele gidiş gelişleriyle
dolduruyor
evini
kaybolmuş bir Tanrıyla.