Dayanamaz kalbimin içinden çıkardım
Utanmadan dünyaya tepeden bakardım
Kimse beni bilmez
Bilmez beni kimse ben hep saklandım
Yanmalısın sönmelisin ruhları incitmeli
İnanırken yalanlara delirmiş olmalısın
Bakmalısın görmelisin acıyan yerler neresi
Varmak için heplere önce hiçi göze almalısın
-Mutsuz Punk şarkısının yeri bende hep ayrı oldu. Son sözünde dediği gibi, heplere varmak için bazen de hiçi göze almamız gerekiyor ama bilinen mutsuzluğu bilinmeyen mutluluğa tercih ettiğimiz için bunu yapmaya tenezzül bile edemiyoruz..
`bilek kesenler`:`bir aşk hikayesi`
"intihar ettikten sonra bile hayatın devam ettiği bir evrende geçen, absürt ama garip şekilde iç ısıtan bir aşk hikayesi."
klasik romantik film değil. hatta romantik komedi hiç değil. daha çok " `hayatın dibi diye düşündüğün` `yerin bile bir altı varmış`"dedirten, kara mizahın içine sarılmış bir `yol filmi`.
baş karakter zia, sevgilisi tarafından terk edilince bileklerini kesip intihar ediyor. ama olay burada bitmiyor; aksine başlıyor. gözünü açtığı yer, yaşayan dünyaya benzeyen ama daha soluk, daha umutsuz, daha “`anlamsız`” bir versiyon. renkler bile isteksiz gibi. kimse mutlu değil, kimse tam ölü de değil. tam arada kalmış bir varoluş.
bu evrende intihar edenlerin gittiği yerin bile sıkıcı olması fikri başlı başına tokat gibi:
“`kaçış yok. yanlış kapıyı seçtin, yine buradasın.`”
zia'nın hikayesi ise burada devreye giriyor:
eski sevgilisinin de intihar ettiğini öğrenince onu bulmak için yola çıkıyor. yanında tuhaf karakterler:
— sürekli “`mucize yok`” diyen ama içten içe umut arayan rus kökenli `eugene`
— kendini yanlışlıkla ölü sanan, hafif manyak ama sempatik `mikal`
film burada klasik bir “`yol hikayesi + aşk arayışı`” formuna giriyor ama tonu hiç değişmiyor: hep `melankolik`, `hep hafif ironik`, hep “`bir şey eksik`” hissiyle.
`en güzel tarafı şu`:
film intiharı romantize etmiyor. tam tersine, “`oraya da gitsen bir şey değişmeyecek`” diyor.
umutsuzluğun bile bir rutine dönüştüğü bir dünya kuruyor.
`aşk kısmı da klasik değil`:
büyük jestler, dramatik sahneler yok. daha çok iki kırık insanın birbirine tutunma çabası.
“`tam iyileşmeden sevebilir misin?`” sorusu.
görsel olarak `sade`, hatta kasıtlı olarak `sıkıcı`. `çünkü dünya da öyle`:
— `güneş var ama ısıtmıyor`