Duygular, insan olmanın ve diğer insanlarla etkileşimin bir parçasıdır. Duygularımızla temas halinde olmadığımızda, kendimizle de temas halinde olmayız. Bu, başkalarıyla olan ilişkilerimizde bizi sekteye uğratarak düşüncemizin kökenini tam olarak anlamadan yargıda bulunmaya ve kararlar vermeye mahkum edecektir bizi.
bir neden doğrultusunda yaşayanlar anlamlı bir hayatın tatminiyle, sadece bir sistemin parçası olarak yaşayıp basitçe sistemi terk ettiğini düşünenlerse kendini akışa bırakmakla rahatlayabilirler. veya benim gibi hissizleşebilirler. neticede "insan hayatının anlamı ne" ile "benim hayatımın anlamı ne" farklı sorulardır. herkesin varoluş stresi kendine!
İşte bu yüzden birine platonik duygular beslemek korkunçtur. Hayat sadece ilerlemesi gereken düz bir yoldan ibaretken birdenbire kendinizi bir yokuşta yuvarlanırken ya da mideniz altüst olmuş bir şekilde aniden düşerken bulursunuz. Böyle anlarda aklıma hep annem gelir: Yapılı saçları ve boyalı dudaklarıyla gülümseyip taksiye yetişmeye çalışırken eve döndüğünde yüzünde akmış rimelinin izleri olurdu. Hayat böyle bir şeydi işte; sadece inişler ve çıkışlar, ortası yok.